PLAZA KOMPLEKSLERİ’NİN MEKANSAL ÖRGÜTLENMESİ, Berna Uçarol, 2008

karaburun1980’li yılların başları; Türkiye için politik, ekonomik  ve toplumsal yapının değişmeye,  neoliberal ekonomi- politikaların yürürlüğe konulduğu bir sürecin başlangıcıdır. Bu süreçte hizmet sektörü yaygınlaşmaya başlamış ve bu sektörde istihdam artmış, merkez  kapitalist ülkelerde daha eski, Türkiye için yeni olan  plazalarda çalışma dönemi başlamıştır.

Plazalar önceleri  Büyükdere – Maslak aksının uluslararası iş merkezi haline getirilmesiyle birlikte bu aks üzerinde gökdelenler temelinde yükseltilmiştir. Bu aks üzerinde 1970’lerde başlayan büyük sermaye gruplarının genel merkez inşa ettirme  talepleri, 1980’in neoliberal politika uygulamalarıyla hayata geçmiştir.  (Öktem vd. 2005). Bugün iş merkezleri İstanbul’un çeşitli bölgelerine yayılmıştır. İstanbul’da plaza komplekslerinin yoğunlaştığı bölgeler Avrupa yakasında; Büyükdere – Maslak, Taksim-Beşiktaş, Havaalanı; Asya yakasında  Altunizade, Kozyatağı, Kavacık, Ümraniye’dir. Ayrıca  yoğunlaşmalar dışında münferit    plaza  kompleksleri de mevcuttur.

Bu çerçevede son yirmi yıldır şirketler, iktidarlarını ve imajlarını yansıtacak genel merkezleri için plaza kompleksleri inşa ettirmeye başlamışlar ve  şirketlerin genel merkezleri için plaza inşa ettirme yarışı, tasarımdan  mimari özelliğe kadar şirketler arası bir rekabet alanına  dönüşmüştür. Harvey, “lüks konutlarda ve şirket genel merkezlerinde, estetik tutumların sınıf iktidarının bir ifadesi haline geldiğini” belirtmiştir (2003,135). Ayrıca plazalara çeşitli simgesel değerler yüklenmiştir. Özellikle plazaların inşaatlarının  başladığı dönemde, medyada yer alan tanıtım ilanlarında altı sürekli çizilen üç ana tema mevcuttur, bunlar, “seçkinlik; Büyükdere – Maslak aksının New York’un Manhattan bölgesine benzemesi; bu yeni binaların Türk modernleşmesinin birer simgesi olmalarıdır” (Bali 2007, 126).

Mekânın etkin bir organizasyon haline getirilmesinin altında  sermayedarın kârlılık arayışı vardır. “Her üretim sistemi mekânın organizasyonunu gerektirir. Mekânın organizasyonu insanlar, faaliyetler, şeyler, kavramlar arasındaki ilişkileri tanımlar” (Harvey 2003, 244). Mekânsal pratiklerin  toplumsal yaşamdaki etkinlikleri ancak içinde yer aldıkları toplumsal ilişkilerin yapısından kaynaklanır. Bu bağlamda neoliberal ekonomi politiğin taşıyıcı mekânı olarak plaza kompleksleri, sadece kentte konuşlandırılmış fiziksel kabuklar değil aynı zamanda 1980 sonrası Türkiye’de başlayan  bir sürecin  kentteki simgelerindendir.
Plaza komplekslerinin mekânsal örgütlenmesini tartışmaya çalışırken; dikey ve yatay çalışma alanları olarak yapılandırılmış olan ofis binaları ve bu ofis binaları içinde yer alan kent merkezine özgü pek çok işlevi; sinema, spor salonları, kütüphane, sergi salonu gibi alanları içinde barındıran mekânlar çerçevemi oluşturmaktadır. Plaza komplekslerinin mekânsal örgütlenme biçimini iki sorunsal etrafında odaklamaya çalışacağım: Birincisi, mekânsal farklılaşmanın yapısı olarak plazaları kamp olarak tanımlamak, ikincisi, bu mekânlarda istihdam edilenlerin kendi yabancılaşmalarının farkına varamamalarında mekânsal örgütlenmenin rolünü, bu sorunsalı çağdaş kapitalizmi anlamak için plazaların cam yüzeylerinin içini görünür kılmaya çalışarak ele alacağım.

Sorunsalımı temellendirmek için Lefebvre’nin olması gereken kent hakkındaki düşüncelerine yer vererek başlamak istiyorum. “Kent hayatı karşılaşmalardan oluşur; ayrımcılığı dışlar; farklı sınıflardan gelen, farklı işlere ve farklı varoluş biçimlerine sahip olan insanların bir araya gelebilecekleri, bireylerin ve grupların toplanabilecekleri bir yer ve zaman sağlar” (1998,185). Bugün ise yaşadığımız kentlerde karşılaşmalar, toplanmalar sınırlandırılmakta, insanlar kentin parçalanmış mekânlarında yaşamakta ve çalışmaktadırlar. Kentin parçalı yapısı  toplumun geneline yayıldıkça; kapitalist düzen içinde yeniden üretilen toplumsal farklılaşmalar, kapitalist toplumsal ilişkilerin yeniden üretimi kolaylaştırmakta ve  kentsel alanlardaki geniş nüfus yoğunlaşmaları içinde sınıf bilincinin doğması tehlikesi, mekânsal farklılaşmalardan yararlanılarak sınıf bilincinin parçalanması yolu ile önlenmiş olmaktadır (Harvey vd. 2002,168).

Kentin parçalarını oluşturan mekânlar ise alışveriş merkezleri, temalı parklar, tatil köyleri, gettolar, savaş kampları, kültür merkezleri, ofis parkları, idari bölgeler, güvenlikli siteler, mülteci kampları ve  tekno parklardır (Diken ve Laustsen 2005). Bu parçalardan her biri kamp mantığına göre işlemektedir.

Kamp ve kampın işleme mantığı ile sadece  tarihsel bir olgu olarak toplama kamplarını hatırlarken karşı karşıya değilizdir, aynı zamanda bugünde de kamp ve kampın mantığını üreten mekanlarla birlikte yaşarken aynı mantıkla yüz yüzeyizdir. Agamben kampı, “istisna durumun kurala dönüşmeye başladığı zaman açılan ve  hayatın düzene kazınmasını düzenleyen yeni ve gizli düzenleyici” (2001) bir mekân olarak tanımlamaktadır.

Diken ve Laustsen çalışmasında, bugünün kamplarının, toplama kamplarındaki zulmün çağdaş toplumun karakterini  oluşturmadığını ve  çıplak hayatın üretilmesinin toplama kamplarının ötesine yayıldığını, kamp mantığının ise çağdaş toplumsal gelişmenin içine toplumsallığın bir formu olarak transfer edilerek,  toplumun bütününe yayıldığı argümanını vurgularken, kötü kampların ve iyi kampların aynı madolyonun iki yüzü olduğuna, iyi kamplarda  yaşayan gönüllülere işaret ederler (2005). Diken ve Laustsen, toplumda, kötü kamplar  (mülteci kampları) kadar  iyi kampların (güvenlikli siteler) varlığına da tanıklık ettikçe, her ikisinin de varolma mantıklarının da birbirlerinden çok uzağa düşmediklerini, farklılıklarının aynı zamanda benzer özellikler taşıdıklarına vurgu yaparlar.

Çelebi de makalesinde; getto duvarlarının gönüllü bir biçimde örülmesinden, yurttaşların, kendi iradeleriyle kendi kamplarını oluşturduğunu belirtir (1999,68).
Kampların bazıları insanları dışarıda  tutmak için bazıları da  insanları  içeride tutmak için  tasarlanmıştır. Kamp bağlamında,  plaza komplekslerini örgütleyen sermayedar da ücretli emeğin rızası ile çalışanlarını içerde tutmak için plazaları, kamp mantığı ile işleyen mekânlara  dönüştürmektedir.

Kamp mantığının nasıl işlediğini anlamak için bu mekânların cam yüzeylerinin içine projeksiyon tutmamız gerekir. Bu noktada çalışmanın başında belirtmiş olduğum ikinci sorunsalım olan; plaza komplekslerinde istihdam edilenlerin kendi yabancılaşmalarının farkına varamamalarında ki mekânsal örgütlenmenin rolünü, açık ofis tasarımı üzerinden yürütmeye çalışacağım. Bu bağlamda, plaza komplekslerinin genellikle açık ofis olarak tasarlanışı üç açıdan ele alınabilinir; emek süreçlerinin kontrol ve gözetlenmesi, çalışanlarda yükselme arzusu uyandırması, çalışanlar arasında benzerliklerin üretilmesi yolu ile homojen bir çalışma ortamının yaratılması.

Açık Ofiste Emek Süreçlerinin Kontrol ve Gözetlenmesi
Plaza kompleksleri, girişin engellendiği, kamusal alandan yalıtılmış  kamplardır. Giriş ve çıkış işlemlerinin özel güvenlik denetiminde olması, plaza komplekslerinin çağdaş kent hayatının militerleştirilme eyleminin bir parçası olduğunu gösterir. Plazaların girişindeki güvenlik kameraları, kartlı turnikeler, x-ray cihazları sadece bu kamplara dışardakilerin girmesini engelleyen faktörler değil aynı zamanda bu kamplarda istihdam edilenlerinde kontrolünün ve gözetlemesinin sağlıyacılarıdır. Açık ofis olarak tasarlanmış katlarda da kontrol ve gözetleme devam etmektedir. Açık ofis tasarımı ile birlikte istihdam edilenler için dikey iletişim yerine yatay iletişimin sağlandığı bir mekân ortaya çıkmıştır. Açık ofislerde kontrol ve gözetlemenin merkezsizleşmesi, panopticon mantığın işleyişini üretir. Bu mantıkta uygulama, “merkezi  denetim noktası olmaksızın, gözetim altında tutma güvenilir, sürekli ve genel olmaktan çıkmaktadır” (Foucault 1992,363). Açık ofiste kübik masalarında çalışanlar arasında iletişim asgari düzeyde kalırken,  çalışanlar kübiklerinde atomize edilerek her an yöneticiler tarafından gözetlendiği duygusu ile disiplini içselleştirerek çalışmaktadırlar. Freeman’nın, Barbodos’da veri girme şirketlerinin açık ofislerinde yapmış olduğu çalışma sonucunda, bu açık ofislerdeki çift katmanlı bir gözetleme bulgusuna ulaştığını aktarır: “bilgisayar monitörleri tarafından gözetlenme ve takım lideri tarafından gözetlenme” (2000, 199). Bilgisayar monitörleri tarafından gözetlenmede; bilgisayar kullanıcısının yaptığı bütün işlemler, bilgisayar tarafından kayıt altına alınmakta ve daha sonra çalışanların verimliliğini ölçmek için bu kayıtlar, bireyselleştirilmiş ücret görüşmelerinde  çalışanların ücretlerinin belirlenmesinde rol oynamaktadır.

Açık Ofisin Çalışanlarda Yükselme Arzusu Uyandırması
“Açık ofis bir tiyatro alanı işlevini görür, çalışanlar bir arada sanki büyük bir sahnedeymiş izlenimini verirler çalışırken, özgürlük ve gizlilik alanı yoktur” (Dökmeci vd. 1993, 60). Çalışanlar mönitörler ve yöneticiler tarafından gözetlendikleri gibi birbirlerini de gözetlemektedir. Çalışanlar bireysel performansa dayalı sistem içinde yükselme arzusu duymaktadır, açık ofis ise çalışanların yükselme arzusunu ivme kazandırmaktadır. Callinicos ve Harman, kişinin üretim ilişkilerindeki yeri sınıfsal konumunun temeli olarak alınınca, beyaz yakalı işçilerin üç gruba ayrılması gerektiğini belirtmektedir:

(1) Kapitalist sınıfın aylıklı mensupları olan, sermaye birikim süreci ile ilgili kararların alınmasına katılan küçük bir azınlık; (2) Yüksek maaş alan beyaz yakalı işçilerin oluşturduğu, çoğu emek ile sermaye arasındaki ara kademelerde yönetici ve denetleyici görevlerini yürüten çok daha geniş bir grup, ‘yeni orta sınıf’; (3) Yaptıkları iş üzerinde kol işçilerinden de düşük maaş alan sıradan beyaz yakalı işçilerin oluşturduğu çoğunluk  (2006, 19).

Bu bağlamda yarı vasıflı ve rutin işlemler yapan sıradan beyaz yakalı bir işçi yeni orta sınıfı gözetlemekte, yeni orta sınıfın üyeleride sermaye birikim süreci ile ilgili kararları alan azınlığı gözetlemekte ve yükselme arzusu duymaktadır.

Açık Ofiste Benzerliklerin Üretilmesi
Çalışanlar arasında benzerliklerin üretilmesi açısından da iki etkenden bahsedebiliriz; mekân tasarımının çalışanların algısında homojenleştirilmesi ve çalışanlar arasındaki etkileşim sonucu yaşam tarzınlarındaki benzeşimler. Açık ofis ortamında uzun çalışma saatleri geçirenlere  mekânı kendilerine ait bir yer gibi hissetme duygusu verilmez, objelerin yerlerini değiştiremezler, ofis tasarımına  müdahale edemezler. Mobilyalar tek tiptir, çalışanların  verimliliğini artırmak için tasarımda her ayrıntının üzerinde durulmuştur. Özellikle uluslararası şirketlerin farklı ülkelerdeki şirket binalarının şekli ve rengi tüm faaliyette oldukları ülkelerde aynıdır. “Şirketler, kentler, ülkeler değişiklik gösterse de ofislerin tasarımı birbirlerine  benzetilerek, çalışanlar için iç mekânlarda tanıdıklık duygusu yaratılmaktadır” (Castells 2005, 554).

Plazalarda çalışanlar bir anlamda yaşamlarını bu kamplara rehin vermektedir. Plaza komplekslerinde sosyal ve spor etkinlik alanlarının yaratılması yolu ile çalışanların özel yaşamına ait olan boş zamanlarını da, çalışmanın mekânı olan kamplarda geçirmeleri beklenir. Bu etkinlik alanlarının çeşitlendirilmesi plaza tasarımının parçası haline gelmektedir. Bu bağlamda çalışanlar uzun mesai saatleri haricinde, sosyal etkinliklerin çeşitlendirilmesi yoluyla çalışma mekânında daha fazla zaman geçirmektedir. Çalışma zamanı ile boş zaman arasındaki ayrım bu mekânlarda muğlaklaşmaktadır.

Plazalarda istihdam edilenler,  varoldukları ağ örgütlenmesi içinde kentle ve kenttin gerçekleri ile mesafeli bir konumdadırlar. Öncü’nün kent merkezinde ve kent dışında güvenlikli siteler için belirtmiş olduğu mevcut yaşamdan farklı bir yaşam tarzı oluşturma eğiliminin mantığı plaza komplekslerinin örgütlenme biçimine de içkindir.

Kentin olumsuzluklarından arınma, korunaklı mekânlar yaratarak dışardaki olumsuzlukların içeriye girmesini engellemek, kentin trafiğini, gürültüsünü, kalabalıklığını, suç öğelerini mümkün olduğunca  dışarda bırakacak homojen bir yaşam biçimi oluşturmaya çalışmak (Öncü 2005, 92).

Bu kamplar çalışanların; tüketim alışkanlıklarını, boş zaman etkinliklerini, davranış tarzlarını kodlayan bu bağlamda da çalışanların  yaşam tarzını  örgütleyen mekânlardır. “Kamp, farklılıkları çözen, dünyayı farklılıklardan mahrum bırakan düzleştirici bir makina”  (Diken ve Laustsen 2005,148) ise bu mekânlar çalışanlar üzerinde düzleştirici bir etki yapmaya çalışmaktadır.

Plazalarda çalışanların yaşam tarzları; haftasonu etkinlikleri, tatiller, ikamet edilen semtler, çocuklarının okulları, tüketim alışkanlıkları, konuşma biçimleri, giyim-kuşam gibi bu yeniden kodlama mantığı içinde homojenleştirilmeye çalışılır. Mekân benzeş zihinler ürettikçe, farklı seslerin yükselmesini imkansız kılar ve en sonunda da düzleştirici makine olarak çalışan  bu açık ofislerden farklı sesler çıkamaz durumuna getirilmek istenir. Bu bağlamda işin kökeni, bunları üreten emek süreçleri ya da üretilmelerinde geçerli  toplumsal ilişkilere dair bütün izler mükemmel biçimde gizlenir  (Harvey 2003).

Sonuç Yerine
Bugün hizmet sektörünün plaza komplekslerinde istihdam edilenler için ergonomik çalışma koşullarından estetik tutumlara kadar çalışanların verimliliğini artırılması adına  mekânsal örgütlenme, bu mekânlarda istihdam edilenlenlerin emek süreçlerinin üstünü örtmeye çalışan araçlar olarak kullanılmakta ve bu mekânlar düzeni maskeleyen vitrinler haline dönüştürülmektedir. Bu mekânların beyaz yakalı işçileri kendi yabancılaşmalarının bilincine ulaşmakta daha bir zorlanmaktadır. Bu bağlamda sermaye tarafından sömürülmeye daha da açık hale gelmektedirler. Bugünün bu mekânları üzerindeki  örtüyü kaldırmaya çalışmak, kapitalizmin bütünsel işleyişinin plaza komplekslerinde istihdam edilenler tarafından kavranmasını, sınıf bilincine ulaşmalarını ve rehin verdikleri hayatlarını geri kazanmak ve sisteme karşı mücadele etmeye başlamalarına olanak verebilir.

Kaynakça
Agamben,Giorgio.2001.Kutsal İnsan,(Çev: İsmail Türkmen).İstanbul:Ayrıntı Yayınları.
Bali, Rıfat N.2002. Tarz-ı Hayat’tan Life Style’a.İstanbul:İletişim Yayınları.
Callinicos A. ve  Harman C.2006. Neo-Liberalizm ve Sınıf,(Çev:Osman Akınhay).İstanbul: Salyangoz Yayınları.
Castells, Manuel. 2005. Ağ Toplumunu Yükselişi, (Çev:Ebru Kılıç).İstanbul: İBÜY.
Çelebi, Aykut.1999. “Modernin Yasası Olarak Kamp, Şiddet ve Politika Üzerine Bir Değerlendirme” Kültür ve İletişim, 2/1:66-78.
Diken B. ve Laustsen C. B.2005.The Culture of Exception Sociology Facing The Camp.Routledge Press.
Dökmeci, Vedai, vd. 1993. İstanbul Şehir Merkezi Transformasyonu ve Büro Binaları.İstanbul: Literatür Yayınları.
Foucault, Michel.1992. Hapishanenin Doğuşu, (Çev: Mehmet Ali Kılıçbay). İstanbul: İmge Yayınları.
Freeman, Carla.2000.High Tech and High Heel In The Global Econo. Duke University Press.
Harvey,David.1997. Postmodernliğin Durumu, (Çev: Sungur Savran). İstanbul:Metis Yayınları.
Harvey,David.2002. “Sınıfsal Yapı ve Mekânsal Farklılaşma Kuramı”, 147-172, B. Duru- A.    Alkan (der.), 20.Yüzyıl Kenti.İstanbul:İmge Yayınları.
Lefebvre, Henri.1998. Modern Dünyada Gündelik Hayat,(Çev:Işın Gürbüz).İstanbul: Metis Yayınları.
Öktem, Binnur. 2005. “Küresel Kent Söyleminin Kentsel Mekânı Dönüştürmedeki Rolü”, 26-76, H. Kurtuluş (der.) İstanbul’da Kentsel Ayrışma.İstanbul:Bağlam Yayınları.
Öncü, Ayşe. 2005. “İdealinizdeki Ev Mitolojisi Kültürel Sınırları Aşarak İstanbul’a Ulaştı”,83-105, Ayşe Öncü- Petra Weyland (Der), Mekân,Kültür,İktidar, (Çev: Leyla Şimşek-Nilgün Uygun), İstanbul: İletişim Yayınları.

2008 Karaburun Bilim Kongresi’nde bildiri olarak sunulmuş, Kasım 2008 Evrensel Kültür Dergisi’nde yayınlanmıştır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s