İŞTEN ÇIKARTILANLAR İŞYERLERİNİ ANLATIYOR

kampBEYAZ YAKALILARIN NAZİ KAMPI
Maslak’ta bir plazada çalıştıktan sonra ayrılan birçok beyaz yakalı işçi arkadaşımız bizimle irtibata geçti. Görüştüğümüz arkadaşlarımızın bazıları çalışma şartlarının kötülüğünden dolayı istifa edenler, bazıları da bu zor koşullara rağmen kendilerini çalışmaya mecbur hissedenlerdi. Yani, onlar filmin sonunda, “Organizasyon şeması değişti. Bu şemada size yer yok!!” denilerek atılanlardı..

Arkadaşlarımızın bizimle paylaştığı şeyler, ilginç, bu kadarı da olur mu, demenin ötesinde trajikomikti.. Kurumun, medyada gülen yüzler eşliğinde “çalışan memnuniyeti” adı altında yarattığı izlenimin aslı, içerde tam bir Nazi kampı uygulaması ve faşizmin en nadide örneği…
Aşağıda yaptığımız röportajın yayınladığımız ilk kısmında arkadaşlarımızın yaşadıklarını okuyabilirsiniz:

PEP: Bize istifa etmeden önce çalıştığınız kurumdaki işinizden bahseder misiniz?
Aylin A: (Kurumun çağrı merkezinden istifa etti) Kurumun tüm müşterilerine telefonda hizmet vermekteydim. Müşterilerimizin ürünleri kullanımında destek olup aynı zamanda kendilerine uygun ürünleri hedefler doğrultusunda satmaktaydım. Tabii bunları yaparken aynı zamanda konuşma sürem, müşterimi bekletme sürem, bir müşteriden diğer müşteriye geçiş dediğimiz meşgul sürem hedeflerim arasındaydı. Zaten çağrı merkezi çalışanı dediğimizde nefes almadan günde en az 100 kişi ile konuşan, makineleştirilen, müşteriden ve yöneticisi tarafından hor görülen, zaman zaman ise aşağılanan kişi olmaktaydım. Bu benim hem psikolojimi hem de kendime olan güvenimi sarsmaktaydı. Yapmış olduğum hedeflerim bununla da sınırlı değildi. Kurumum aç bir kurt gibi hep daha iyisi, hep daha fazlası diye üzerimizde baskı oluşturuyordu. Tabii bunlar yapmış olduğum işin özetlenmiş hali.

PEP: Hor görülmek ve aşağılanmakla ilgili neler yaşadınız, örnekler misiniz ?
Aylin A:Satış yapmak kurum için çok önemliydi. Eğer satış yapmazsan orada hiçbir işe yaramayan böcek gibi görülüyordun. Mesela isimlerimiz anaokulu öğrencisi gibi süslü bir tahtaya yazılırdı. Yanına da yapmış olduğun satış tutarı. Eğer isminin yanı boşsa yöneticinden koca bir ses, “ Oturmaya mı geldin Aylin? “ derdi. O anda bütün ekip arkadaşlarının suratı sana döner, ezilirdin. Bir de tabii yapılan işe gösterilen saygısızlık var. Saatlerce müşteriye laf anlatmak için çırpınırken sesini kaybetmeye kadar giden sağlık sorunların varken senin bir hiç olduğun yüzüne çarpılıyor. Bu çok aşağılayıcı.Sen çağrı merkezi temsilcisisin. Yani aslında kurumun diğer birimlerince de vasıfsız görülen, azarlayabileceği bir çalışansın. Çünkü kurumun seni öyle gördüğü için çalışanı da seni öyle görmektedir. Yani çağrı merkezi çalışanı isen bir hiçsin… Bazen asansörlerde bile aşağılayıcı gözlerle sana bakıldığını hissedebiliyordun.

PEP: Nasıl yani? Hepiniz aynı kurum çalışanı değil misiniz!?
Aylin A: Aynı kurumdaydık evet. Ama farklı dünyalardaydık. Onların bizim ne şartlarda çalıştığımızdan bile haberleri yoktu.

PEP: Kurum için satış çok önemli dediniz. Satış yapamayınca yaptırımları neydi?
Aylin A: Legal mi illegal mi? (gülüşmeler)

PEP : İllegal derken?
Aylin A: Yani cezai yöntemler vardı. Mesela ne mail ile ne toplantı ile dile getirmeden takım liderin tarafından molanın elinden alınması gibi. Yine, bu yasal değil ama “Sen satış yapmadın ve molaya çıkamazsın. Hatta 17.30’dan sonra da burada kalacaksın” diyerek seni cezalandırıyordu. Boyun eğmek zorundaydım. Molasız, nefessiz, doğal ihtiyaçlarımı görmeden 5 saat, belki de daha fazla kulağındaki tasmam ile çağrı almaktaydım. Hatta herkesin çok şaşırdığı bir cezai yöntem var ki, o da ayakta çağrı almak.

PEP: Ayakta çağrı almak mı?
Aylin A: Evet. Koltuklarımız toplanırdı. “Eğer satış yaparsanız koltuklarınıza kavuşabilirsiniz” denirdi ve 9 saat hiç satış yapamayan biri olarak ben çağrı almak zorunda kalırdım. Bu bir “motivasyon yöntemi”ydi onlar için. Sinir bozucu olan ise takım liderinin masanın üstüne çıkıp “SATIIIIŞŞŞ!” diye deli gibi masadan masaya atlamasaydı. Hele bir de sen ayakta iken onun masasında oturması ise tahammül gücünün iyice düşmesine sebep oluyordu.
PEP: Ayakta çağrı aldınız mı siz de ? Bu kurumun genel uygulaması mıydı?
Sevim Ş: (Kurumun başka çağrı merkezi çalışanıydı, çıkarıldı) Evet, ben de ayakta çağrı aldım çoğu kez. Bu biraz da yöneticimizin insafına kalmıştı. Sonrasında geleneksel bir uygulama haline geldi. Koltuklar toplanır, sen, “Hastayım, oturmak istiyorum” desen de bu onlar için çok önemli değildi. Çok hasta olduğumuz zamanlarda da işe gelmek zorunda kalıyorduk. Çünkü raporumuz geçerli olmuyordu. Performans notumuzdan düşüyordu. Bu yüzden bu saçma uygulamaya maruz kalıyorduk.

PEP: Tek tek açalım bu konuları lütfen. Şimdi siz satış yapamadığınız zaman mesaiye kaldığınızı söylediniz.
Sevim Ş: Evet, hem de hiç bir ücret almadan. Onu bırakın bilgisayar-telefon sisteminden çıkmamız isteniyordu. Ama ben çıkmamak konusunda inat ediyordum. Çünkü oradaki varlığını kanıtlamak için bilgisayarda gözükmen gerekiyordu. Ama takım liderimin sözü çok daha ilginçti: “Benim başımı mı yakacaksın? Hemen çık sistemden.”

PEP: Başka neler yaşıyordunuz?
Sevim Ş: Anlatmakla bitmez aslında. Aylin’in de dediği gibi molalarımız elimizden alınıyordu. Zaten molamızı aştığımızda da performans puanımızdan düşüyordu. Prim aylarında düşük ücret alıyorduk. Hastayken işe gelmek zorunda kalıyorduk. Molamız bitince ek mola, bazen veriliyordu. Kurumun doktoru da pek rapor yazma taraftarı değildi. Kurum bu konuda ciddi derecede katıydı. Bir keresinde molamı aşmak zorunda kaldım. Tuvalet ihtiyacımı görmek için. Takım liderim bana neden molamı aştığımı sordu. Kendisine, “Tuvalete gittim” diye açıklama yaptım. Sorusu çok komikti. Tuvalette ne yaptığımı öğrenmek istedi. (gülüşmeler )

En kötüsü ise şuydu: Bir arkadaşım uzun zamandır evliydi. Çocuğu olmadığı için tedavi görüyordu. Kendisi uzun uğraşlardan sonra tüp bebek yöntemi ile hamile kaldı. Doktor bu sürecin çok hassas olduğunu ve sık sık kanaması olacağını, en ufak bir kanama durumunda kendisine ulaşmasını belirtmiş. Arkadaşım bir gün iş esnasında sancı çekmeye başladı. Acilen çıkması gerektiğini, bebeği için endişelendiğini belirtti. Kendisine yöneticisi tarafından verilen cevap, “Şu an yoğunluk var seni çıkaramam” oldu. O gün o şekilde çalışmak zorunda kaldı. Sonra zaten uzun bir süre işe gelemedi ve bebeğini kaybetti. Ama çalıştığı yerden nefret etti.

PEP: Peki dava açmadı mı?
Sevim Ş: Hayır. Çok yıpranmıştı. Ayrıldı zaten.

PEP: Kaç yıl çalıştınız?
Sevim Ş: Çağrı merkezinde 5 yıl çalıştım. Başka birimlere başvuru yaptım ama alınmadım. Zaten yüzde doksan geçiş olmuyor. 5 yıldan sonra mutsuzlaştım. Mutsuzlaştıkça hedeflerimi yerine getiremedim. Bundan dolayı beni çıkardılar. Neden olmuyor diye sorduklarında ben de onlara aynı soruyu sordum. Neden olmuyor? Hep aynı bahaneler…

(devam edecek…)

Reklamlar

One thought on “İŞTEN ÇIKARTILANLAR İŞYERLERİNİ ANLATIYOR

  1. Madem bu arkadaslar isten cikartildi, calistiklari firmalarin isimlerini neden yazmiyorsunuz? Bu sekilde calisan firmalar ve pozisyonlarla ilgili bilgiler buraya ya da baska bir platforma eklenebilir. Devletin yaptirimlarini beklemek yerine böyle sirketleri afise etmemiz, gerekirse toplu eylemler ve grevler organize etmemiz gerekir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s