“BEN Mİ DELİRİYORUM. SİSTEM Mİ?” Deneyim Paylaşımı Atölyesi 2, 28 Mayıs 2011

delilik
Kendi gücümüzü görmek, stratejiler geliştirmek, yaşarken yalnız olduğumuz deneyimlerin sadece bizim başımıza gelen talihsiz olaylar olmadığını birbirimize anlatmak yani dayanışmak ve üretime dönüştürmek için gerçekleştirdiğimiz ikinci deneyim paylaşımı toplantımızın raporunu aşağıda bulabilirsiniz;

Azarlanmalar, yüksek sesle bağırmalar, rencide etmeler gibi davranışlara itiraz ettiğimde İnsan kaynakları bana “çok erken pes ettin, daha ne yaşadın ki” dedi.

İçindekiler

  • Giriş
  • Nedenler
  • Endişe ve Endişeyi Gizleme
  • İyi Yönetici, Kötü Yönetici
  • Çözüm girişimleri
  • Sonuç

1. Giriş
Çalışma hayatında karşılaştığımız problemlerin ve üstesinden gelme yollarının konuşulduğu toplantı 23 kişi ile gerçekleştirilmiştir. Toplumsal Dayanışma İçin Psikologlar Derneğinden iki arkadaşımız da toplantı katılımcıları arasında yer almıştır.

Kimi çalışanların, antidepresanı sıkıntılarla başa çıkmada çare olarak görmesinin sorunsallaştırıldığı toplantıda bu duruma kaynaklık eden meseleler üzerinde durulmuştur. Katılımcılar yaşadıkları ve tanık oldukları deneyimleri detaylı olarak anlatmış, dayanışma ilişkilerinin kurulduğu ve başarılı olduğu örneklerin çoğaltılma ihtimalleri aranmıştır.

2. Nedenler
a.Endişe ve Endişeyi Gizleme
Satış, verimlilik baskıları iş yerinde kimi davranış biçimlerini teşvik etmektedir. Meseleleri iyi yönetici-kötü yönetici, iyi insan-kötü insan ayrımları üzerinden düşünmek deneyimlerin benzerliği noktasını ihmal etmekte olayları şans-şansızlık kavramları etrafında değerlendirmektedir. Bu nedenle bireysel yaşanan meselelerin toplumsal yönlerini görmek amacı katılımcıları bu konu etrafında bir araya getirmiştir.

Yönetici tek kişi ama 5 kişilik bir takım gibi çalışıyor, şirkete bir sürü iş getiriyor. Deli olmasının şirket tarafından kabul görmesinin nedenlerinden biri bu. Proje süresini projeyi satan kişi belirler ve işi satmak için bazen o işin kaç kişi ile ne kadar sürede yapılacağına bakmadan işi satmak ister. Ki şirket de bunu ister. “Satabildiğin anda sat, bir şekilde fazla mesai ile yapılır” diye düşünür şirket.

İş ilişkilerinde rekabet insanları tek başına hareket etmeye zorlamakta, ortak bir durumdan endişe yaşayan insanlar endişelerini belli etmemeye çalışmaktadırlar. Aynı duygulara sahip ancak iş yerinde bunu belli edilmediği için sadece birey kendisinin yaşadığını sandığı durumlar yaşanmaktadır.

İşin yarattığı endişeye sahip olanlar, iş yerinde “zayıflık, sorun çıkarma” olarak görülebilecek tepkileri baskılamakta, tüm çalışanlar hissettiğinden başka türlü davranırken bunu yaşayanın sadece kendisi olduğunu sanmaktadır. Herkesin sorunsuz yürüttüğü iş ilişkileri olduğunu, bireyin “herkes yapıyor ben yapamıyorum, o zaman problem bende” diye düşünmeye başladığı noktada bireysel güçlenmenin en kolay yolu antidepresanlar olmaktadır. Bu gösterilememiş tepki kendisine bir sızıntı noktası bulduğu noktada sorun konuşulabilir, ifade edilebilir, başkaları tarafından varlığı onaylanabilir hale gelecektir.

Şirkette çalışan biri ile ortak bir arkadaşım var, arkadaşım onun depresyon hapı kullandığını söyledi, böylece dolaylı olarak öğrenmiş oldum. Oysa kendisi bana hiçbir zaman söylemedi. Zaman zaman, hep kullanırmış ama o stresle başa çıkmak için ciddi depresyon hapı kullanıyormuş. Bu konu da gizlilik meselesi ile ilgili, çaktırmadan kendi başına idare etme…

b.İyi Yönetici, Kötü Yönetici
Yöneticilerin despot ve kaba davranışları ile karşılaşan katılımcılar iş ortamında çalışanların, genellikle o yöneticiye “deli” yakıştırması yaptıklarını ifade etmektedirler. Bu davranış biçimine karşı ikili (idare etmek) bir yol izlemeyenler, durumu anormal bulup tepkisini gösterenler “dayanıksızlıkla”, “becerememekle”, “sorun çıkarmakla” suçlanabildiklerini belirtmektedirler.

Azarlanmalar, yüksek sesle bağırmalar, rencide etmeler gibi davranışlara itiraz ettiğimde İnsan kaynakları bana “çok erken pes ettin, daha ne yaşadın ki” dedi.

Neredeyse her iş yerinde “deli” bir yönetici bulunmaktadır. Bu deliliğin sürekli ve her yerde karşılaşılır bir durum olmasına rağmen istisnai olarak görülmesi mevcut durum hakkında fikir vermektedir.

Bir “deli”nin hakaret, alay etme, bağırma gibi davranışları aynı “deli”nin yakın davranışlarını “ödül” haline getirmektedir. Bu duruma karşı kendini sürekli dengede tutma gerilimini yaşayan çalışanlar için uzun vadede kaybedilen özsaygı olmaktadır.

Şöyle bir slogan geliştirmiş “ben stresimle baş edemiyorum, sinirlenince bağırırım, bunu kimse üstüne alınmasın”. Bunu herkese kabul ettirmiş. Kimseyi suçlamak istemiyorum ama kimse tavır alammış. Diğer departmanlarda işini yaptırdığı kişileri insan olarak görmeyip, işi önce yapılsın diye bu tavrı benimsediğini açıkça söyledi.”

Ama insanlar bunu kabullenmiş. Birisi onlara bağırıyor ve kimse ses çıkarmıyor, “tamam, hallederiz” şeklinde davranıyorlarHerkes arkasından eğlenerek konuşuyor. Bu kabullenme rahatsız ediyor, ben kabullenmek istemiyorum.”

İyi yönetim, kötü yönetim ayrımı, bahsedilen despot yaklaşımlar olmadığında yaşanan endişe için bir açıklama getirememektedir. İş yerinin desteklediği davranış biçimlerinden biri kaba davranış odaklı olurken bir diğeri, diğer uçta sosyalleşme ve arkadaşlık odaklı olabilmektedir. Burada arkadaşlık işin aracılığı ile sağlanmakta buradan çıkan verim işe koşulmaktadır. Nerede eğleneceğini, nerede kiminle piknik yapacağını işyeri söyleyebilmektedir. Daha az acımasız ama daha derine işleyen bir yönetim biçimi olarak sosyalleşme odaklı yönetim biçimleri yalnızlık hissini azaltmamaktadır. Çünkü rekabet ve ceza-ödüllendirme, performans değerlendirme sistemleri bu anlayışa aykırı biçimler olarak profesyonel yönetim biçimleri olarak görülmektedir.

c.Çözüm girişimleri
Psikolojik eziyete ve şiddete üç türlü karşı çıkış mevcut. Birincisi bir sorunu bireysel yaşayarak antidepresanlara başvurmak, ikincisi kişi olarak itiraz etmek, üçüncüsü ise dayanışma ilişkileri geliştirmek, daha kalabalık ve güçlü itirazı dile getirmek.

İşyerinde birey olarak itiraz yine bireysel bir güç istemekte ve bireyin sinirlerinin sağlamlığı ile ilişkili olabilmektedir ve kişi üzerindeki yükü çok ağır olabilmektedir. Bireysel itirazı ile kendine özsaygısını korumaya yönelik adım atan çalışan baskı mekanizmaları kalktıktan sonra bile çok uzun süre kendini tamir etme süreci yaşayabilmektedir.

Sonraki bölümde ise yaşadığım stresin bende kümülatifte bir stres etkisi oldu. Bana şunu yansıttılar “artık burada şöyle bir leken var. Tam bu değil de “sen burada bir asabiyet yarattın, altını çizdik senin” gibi daha çok. Sanki orada problem benmişim ve uyarı almışım gibi bir tavır aldılar.”
Yine de kişinin sorunu kendisinde bulmaması (antidepresan kullanımından farklı olarak) bu noktada önemlidir.

Aslında herkesin uyum sağladığı bir ortama ben uyum sağlayamıyor değilim. Başkaları ile paylaştığın zaman çok insani bir şekilde, o ortamı normal bulmamanın normal olduğunu görüyorsun.

İş yerinde gerçekleştirilen baskı mekanizmalarını tek başına yaşadığını düşünen çalışanlar için bir önceki deneyim paylaşımı atölyesinin konusu olan “gizlilik” konusu tekrar karşımıza çıkmaktadır. Baskıya karşı dayanışmanın örgütlenmediği yerde kulaktan kulağa konuşmalarla sınırlı kalan tepkiler kimi zaman paylaşmanın kimi zaman birbirine zarar vermenin aracı olabilmektedir.

“Şimdi bakıyorum başka işlere bakan arkadaşlar var. Yeni arkadaş olduk. Dikkat ediyorum kendisi ile aynı seviyedeki arkadaşı hakkında kötü konuşuyor, onun yeterince işe önem vermediğini söylüyor, “bize yansıyor” diyor. Ben de ona şöyle dedim “tamam sen arkadaş hakkında böyle diyorsun ama ben onu gözlemledim, o elinden geleni yapıyor, laylaylom yapan biri değil. Peki sen şunu düşündün mü; bu kadar iş yükü bizim üzerimizde niye var,bunu niye dert etmiyoruz?”

Çalışanlar kimi zaman despot davranışların performansla kurulan ilişkisinden dolayı olayları bireyselleştirme eğilimi taşımaktadırlar.

Belki en son noktada benim için limiti dolduran şey şu oldu; yapmam gerekenleri eksiksiz yaptığımda da sorun çıktı ve ancak o noktada “evet olay benden çıkmış” diyebildim. “Olay benden çıkmış” diye daha önce demek gerekiyor. Sen hata yapabilirsin ama yine de seninle yine öyle konuşmaya hakkı yok.

İzole ediliyorsun, yönetici sana ondan sonra iş vermiyor. Ya da çok basit işler veriyor. Belki sen orada şeysin ama en basit, en angarya işleri sana veriyor. Diğerlerine farklı işler veriyor ki seni bezdirmeye, o fikre inandırmaya çalışıyor. Orada tek başına mücadele etmek yıpratıcı.”
Bu sınıflandırma dışında düşülen çarelerden biri de işi en kısa sürede değiştirmek. Ancak mevcut yerde yapılabilecekler olduğunun işaretleri bir katılımcının deneyiminde kendini göstermektedir;

Bu şekilde çalışamayacağımı söyleyerek istifa edecektim. İlk başta bunu zayıf davranmak olarak algıladım, “keşke böyle yapmasa mıydım, böyle bir lüksüm yok, şimdi buradan çıkarsam şimdi nerede iş bulacağım” gibi sürekli kendimi ezme ile, “buraya muhtacım” gibi düşüncelerle boğuşmak zorunda kalıyorum. Ama bir taraftan da sesimi çıkardığım için rahatım, rahatladım ve mutluyum. Ondan sonra rahat çalışmaya başladım. Ben bu çıkışı yaptıktan sonra patronun davranışları tamamen değişti. Mesela odadan geçerken bir evrakı, kimsenin suratına bakmadan fırlatıp giden bir insandı. Şimdi “günaydın” diyerek içeri girmeye başladı, ve bunu benim olduğum ortamda yapıyor. Stres üstümden kalktıktan sonra işler yolunda gitmeye başladı. Ama ben hala hergün iş arıyorum, yine hala sanki ertesi gün işten çıkacakmış gibi o korku ve baskı ile çalışıyorum.”

Katılımcı arkadaşımız itirazını istifa olarak dile getirmiş, baskı koşullarından özgür olduğu noktada kendini daha iyi koruyabilen, daha rahat ifade eden birinin tepkilerini vermiş, bunun da dönüştürücü etkisi görülmüştür. Ancak bu bireysel karşı çıkışın karşılığı kazanılan insani muamele geçici görülmekte bu ise yeni bir endişe yaratmaktadır. Katılımcılar bu noktada, baskının yarattığı endişe yerine “baskının olabileceği” endişesinin dayanışmanın sağlayacağı güç ile aşılabileceğine ve yaratılan dönüşümün çalışanların güvenini daha da artıracağına vurgu yapmışlardır.
Dayanışmaya yapılan vurgu için bir diğer katılımcının verdiği örnek ise bu tarz ilişkileri kurmada yol gösterici olmaktadır.

“Bir birliktelik vardı. 45 kişilik yerde çalışıyorum ama bir 15’inin çok daha sağlam olduğunu biliyorum. O yüzden daha rahat hareket edebiliyorum, tepkilerimi daha rahat gösterebiliyorum. Hep birlikte olmanın verdiği rahatlıkla davranabiliyorum. Arkadaşlarımla beraber olduğumu biliyordum. Hep şunu yapmaya çalıştık; “bireysel davranmayalım, hep birlikte şikayetimizi söyleyelim, birlikte bir yere gidelim”, “insan kaynaklarına kimse tek başına gitmemeye çalıştı, gideceksek hep beraber gidelim ya da kimse gitmesin” dedik.”

3.Sonuç
Dayanışma ilişkilerini sorunlar yaşanmadan önce, sadece sorunlarımızı anlatarak değil diğerine kulak vererek geliştirmek bizi daha güçlü ve özsaygısı zedelenmemiş insanlar olarak çalışma hayatında olmamızı sağlayacaktır. Dayanışma ilişkilerinin çok yakın ya da bağımlı arkadaşlık ilişkisi ile aynı anlama gelmediği bir başka olumlu örnekte katılımcılar tarafından belirtilmiştir. Çünkü iş arkadaşlarımızla aynı sosyal ilişkilere ve kişiliklere sahip olmayabiliriz. Bu farklılığa rağmen ortak kesenler çalışanları bir araya getirebilir.

Toplantının sonucu için son sözü katılımcılardan birine bırakalım;

Bireyselleştiğiniz vakit, “ben kendimi göstereceğim” dediğiniz, orada gösterilen “yükseleceksin, maaşın artacak” gibi şeylere tümüyle teslim olduğunuz zaman, artık kapitalizm mi neyse, bu durumda insanlar ona odaklanıp yanında, omuz verdiği, sırt sırta o işi kotardığı insanları çok kolay harcayabiliyor, ya da sadece kendine dokunduğu zaman sesini yükseltiyor, yani girdiğim ortamlarda bunu gördüm. Yalnızlaştığımı, çıkış bulamadığımı uzun süre hissettiğim de oldu. Antidepresan kullanmadıysam okumak gibi başka alanlarda kendimi rahatlattığım, iş yerinde o oyunun dışına çıkabilen insanlarla önemli dostluklar kurduğum, bize gösterilen hedefin peşinden tazı gibi koşmamak gerektiğini düşündüğüm için. Belki bu şekilde asıl rahatlama yaşanır. Asıl soruna yönelebilmiş insanlar, soruna sadece bireysel bakmayan insanlarla bir araya gelmek asıl mesele. Çünkü bununla tek başına mücadele etmen çok zor ve güçlüler, seni gönderebilir, atabilirler. O zaman arkadaşlarınla bir şekilde ortak dili paylaşıp, asıl resmi, asıl sorunu görmek gerekiyor. Ben dokuz senede bunu çok net gördümHepimiz diğerlerine anlatmaya başladık. Ben birine, diğer arkadaşım bir başkasına anlatmaya başladı. Olay patlak verdiğinde biz bir baktık 15-16 kişi olmuşuz. Yavaş yavaş, analata anlata, konuşa konuşa bu noktaya geldik.“

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s