Güvencesizlik ve Beyaz Yakalılar Üzerine Notlar – Plaza Eylem Platformu 2012

isletmeGlobal ekonomi, yeni sektörler, çoklu istihdam, yeni mesleklere acil yerleştirme, taşeronlaştırma ile (özellikle güvenlik, yemek ve temizlik gibi operasyonel işlerle başladı) pazarda kısa vadeli, hızlı adımların atılabilmesi için üretim alanlarında gerekli dönüşümler gerçekleştirildi. İşe alım süreçlerinin bir hizmet olarak dışarıdan alınması bu dönüşümlerden biri. Eskiden kaç kişi istihdam ettiğin önemliydi artık ne kadar az kişi ile ne kadar verimli iş yaptığın önemli. Bunun toplumsal yansıması ise “kullan at” (Harvey böyle der) tarzı istihdamın oluşması oldu.

Yani karlılık amaçlı üretim biçimlerinin değişmesi emeğin farklı yönetilmesi ihtiyacını doğurdu. Ancak daha önce emeklilik, sosyal güvenlik vaad eden yapının bunlar olmadan çalışanları kontrol edebilmesi için daha fazla “seni önemsiyorum” demesi ya da “işten atarım/değersizleştiririm bak” demesi gerekiyordu. “Seni önemsiyorum” çoğumuzun zoraki katıldığı iş sosyalliği, “işten atarım/değersizleştiririm” demesi ise performans değerlendirme ile gerçekleşti.

Sermaye hiçbir sorumluluk almadan iş gücü edinebilmek istiyor. Yeni dönemin ‘işçi’si sağlık harcamalarından kendisi sorumlu olacak, iş zamanını en etkin şekilde kullanacak, iş kaybı durumunda kimsenin kapısını çalamayacak. Her işçi bir işletmeye dönüşecek. Bu ‘işçi’ çalışacak, kazandığı paranın tümünü, kendini, işi için yeniden geliştirmek yönünde kullanacak. Bu iş güvencesinin kaldırılmasından daha fazla anlam taşımaktadır, artık tüm yaşam işin hizmetine koşulacaktır. Bireyin işletmeye dönüştürülmesi ile kendinin esnafı olan insanın her türlü konu için bireysel sorumluluk duyması gerekmektedir.

İşe belli bir iş için alınıp, gönderilen çalışanların olduğu bir emek pazarında bu gelişmelerin toplumsal yansıması da trajik olacaktır. İş yaşamını 50. işyerinde tamamlayan biri için iş yerinin sosyal boyutu en azda olacak, iş toplumsallığın bir parçası olmaktan çıkacaktır. İş yerinde “birazdan bitecek” bir çalışmanın içine girenler çalışma arkadaşları ile dayanışma ilişkileri geliştirmekte zorlanacak, zaten sonradan görmeyeceği insanlara hoyrat davranmak ve bu insanlar tarafından hoyrat davranılmak normal hale gelecektir (yani mobing artacaktır).

Bu sürecin yapısal düzenlemesi işçi kiralamanın yasallaşması, “kullanıp atılacak” çalışanın kıdeminin önemsiz kılınması ile gerekmiştir.

Bugün Türkiye’de 300’e yakın özel istihdam bürosu var. Bunların çoğu işçi kiralama henüz yasal olmamasına rağmen “bordrolama şirketi” adı altında işçi kiralıyor. Yani özel istihdam bürosunda bordrosu görünen bir çok insan kiralandıkları yerlerde çalışıyor. Bu ise hizmet satışı gibi gösteriliyor. Bunu sadece bordrolama firmaları değil özellikle bilişim sektöründe danışmanlık firmaları da yapıyor. Size ise büyük firmada çalışıp tecrübe edinmenin ve bunu cv’ye yazmanın ne kadar önemli olduğu söyleniyor. İleride belki büyük X firmasında kadrolu çalışırım diye aynı X firmasında –bordronuz başka firmada- yıllarca ucuza çalışıyorsunuz. Kariyer sitelerinde göreceğiniz “proje bazlı bir yıl” gibi ilanlar bir firmaya kiralanacağınız anlamına geliyor. Yani işçi kiralayan firmalar özel istihdam büroları ile sınırlı değil ve olmayacak.

Şimdiye kadar iş hiçbir zaman güvenceli olmadı. Bakım, temizlik gibi işlerde hep görülen güvencesizlik araya başka sermayedarların girmesi ile katmerleniyor ve beyaz yakalılar da bu durumla yüzleşiyor.

Çalışma hayatının esnekleştirilmesi neyi amaçlıyor?
“Maaş” dediğimiz şey nedir? Neden yaptığımız işler karşısında, bu işleri bize verenlerden, bir sözleşmeyle düzenli para alıyoruz? Bu gelir, zaten iş yaşamının getirdiği süreksizliklere ve kesintilere karşı koymak ve iş dışında bağımsız faaliyetler geliştirmemize olanak tanımak amacıyla talep edilmiş ve mücadele edilerek kazanılmıştır. Şimdi bu haktan geri dönüşsüz bir biçimde vazgeçmemize sebep olan nedir?

Bu süreç görece zararsız görünen ve hatta bir çok işçi tarafından da desteklenen bir dizi yöntemle geliştirilebildi. Öncelikle ücretlilik ilişkisi, bir iş birliği ilişkisi gibi gösterildi. İşveren, işçi ayrımı kaldırıldı. İşveren, işçinin kendini pazarlamasını sağlamakla görevli bir süreç kolaylaştırıcı olarak sunuldu, işyerleri kalıcılık arzetmeyen basamaklar olarak tasarlandı. Kazanç, iş dışı bir yaşamın sürdürülebilmesi için değil kişinin kendini yeniden yeniden üretebilmesi için bir araç olarak meşrulaştırıldı. Sürekli yeteneklerini geliştirme zorunluluğunun kabulü, bu imkana sahip olmayanları, veya kazancını iş dışı bir yere yatırmayı tercih edenleri kişisel başarısızlıkla yaftalayabilmenin yolunu açtı.

İş ve iş dışı, iş yeri ve diğer yerlerin arasındaki sınır kaldırıldığında bütün yaşam piyasa koşullarının geçerli olduğu bir arena haline gelir. DÜNYANIN YENİ AKLI’nda Pierre Dardot, Christian Laval’in söylediği gibi, Neo-liberazimin geliştirdiği pratikler “piyasa, insanları yönetmenin olduğu kadar kendini yönetmenin de ilkesi haline nasıl getirilebilir?” sorusu üzerine şekillenmektedir.

Bundan böyle kişinin iş yaşamına bütün benliğiyle katılmasını engelleyen, mesleği dışında mesleğinden daha değerli bir anlam arayışına yönelmesini sebep olan koşullar da ortadan kalkabilecektir. Çünkü artık her yer iş yeridir.

Yaşamımızı yeniden örgütleyen yeni akıllar ne istedikleri konusunda çok netler. Biz ne istediğimizi biliyor muyuz? Nasıl bir dünya istiyoruz, nasıl bir yaşam istiyoruz, onların uygulamalarına karşı çıkmak dışında alternatif geliştirebilecek miyiz? Kaçmaktan kovalamaya fırsat bulabilecek miyiz? Asıl sorular bunlardır.

Peki güvence hakkımızdan vazgeçip, alınıp satılabilir bir “şey” olduğumuzu kabul ettiğimizde, bize vaad edilen nedir?
Hiçbir şey. Artık bir vaad yok. Bizi engelleyen koşulların, manidar bir demeyle zincirlerimizin yaratıcısı, koruyucusu, parlatıcısı biziz. Eeee kendimizi bir yere kendi ellerimizle zincirliyorken artık bunun hesabını sorabileceğimiz kimse de kalmayacak demektir. Burada olası bir yenilgide, başarısızlıkta, sorunda günah keçisi de bizler oluyoruz. Eğer kiralık, miralık, taşeron, maşeron bir yere yerleştirilemediysek, vardır bizde bir sorun…

Kendi kendinin girişimcileri olabilenler kazanacaktır deniyor. Peki kaç kişi bunu başarabilecek? Hep birlikte dayanışma içinde mi başaracağız bunu? Ya da bunu başarabilmek için insani olan tüm özelliklerimizi kapının önünde bırakmamız mı gerekecek? İnsani özellikleri geçin, bunlar pek geçer akçe değil, sadece kaç kişinin bu rekabette heder olacağını, şirketin sabit kadrosuna kaç kişinin girebileceğini düşündüğümüzde dahi muhasebe gereği konumumuz yine sallantıda olacaktır. Dolayısıyla aslında bizden istenen sürekli güvencesiz çalışma ve bu çalışmanın getirdiği riskleri de yine bizim üstlenmemiz. Hem de bunu kabul etmeyenlerin üzerinde kurulacak bireysel ve toplumsal baskıya da dahil olarak, kendi rıza ve isteğimizle yapmamız isteniyor bunu.

Ama biz tüm bu oyunu görüyor, oynamadığımızı, oynamayacağımızı ilan ediyoruz. Hayatlarımızın birer iş yeri haline gelmesine izin vermeyeceğiz.

TURNİKELER AYIRIR, MEYDANLAR BİRLEŞTİRİR

PLAZA EYLEM PLATFORMU, AĞUSTOS 2012

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s