BURNOUT: MODERN KÖLELER ve HASTALIĞI, Birgün, Selami İnce

Çalışmayla servet sahibi olunmayacağını hepimiz biliyoruz. Peki, öyleyse niçin çalışırız? Herhalde, kitabın ortasında da yazdığı gibi serbest zaman sahibi olmak, kendimize ait zaman satın almakiçin… Peki, kendisi için zamanla patron için zaman arasındaki sınır ortadan kalkarsa ne olur? Son yıllarda işte tam da bu oluyor: İşle boş zaman arasındaki sınır kalktı ve çağın yeni hastalığı başladı: Burnout! Ama Almanya solunun buna çözümü var…

Avrupa ve ABD’de, uzun çalışma süresi veya tatille çalışma zamanının net çizgilerle ayrılmaması gibi nedenlerle psikolojik rahatsızlığa yakalandığı gözlemlenen işçi sayısı her geçen gün artıyor. Teknolojik gelişmeler, iletişim devrimi gibi yenilikler, beklenildiği gibi çalışanlara daha fazla serbest zaman kazandırmadı. “Esnek çalışma” ya da “çalışma mekânının ortadan kalkması” gibi nedenler, çalışanları özgürleştirmedi tam aksine çalışanlar artık birçok işi aynı anda halletmek zorunda kalarak ve sürekli yeni iş emrine kendini hazır tutarak daha da işe bağımlı hale geldi.

Özetle, gelişmiş kapitalist ülkelerde hem mekân olarak işyerinin hem de mesai olarak iş saatinin erimeye başladığı  ileri teknoloji çağında, esnek zaman ve özgür mekânda çalışabilme “şansı”nın, kısa sürede aslında çalışanlara bir şans değil daha fazla yük getirdiği görülüyor. Bunun sonunda “digital çağ” öncesine göre, işçiler daha fazla psikolojik hastalığa yakalanıyor: Özellikle plaza çalışanları diye tanımlanan kesim, cep telefonu, e mail vs gibi araçlarla sürekli kontrol altında tutuluyor ve bu araçlarla işçiler 24 saat iş için patronun emrine “hazır ol”da bekletiliyor.

Baskının başka bir yönünü de az sayıda çalışandan sürekli daha iyisini, en iyisini bekleme oluşturuyor: Teknolojinin işçi çıkarmalara da gerekçe oluşturduğu dikkate alınırsa, ekonomik kâr hırsı, şirketlere elde kalan çalışanı daha fazla çalıştırmayı, daha fazla işçi sömürüsünü dayatıyor. İşçilerin esnek çalışması ya da mekândanbağımsızlaşması en azından, dayanışma içine girebileceği diğer çalışanı, kantini, sendikayı, işyeri toplantılarını ortadan kaldırarak işçi aleyhine ciddi bir psikolojik baskı durumu oluşturdu.

“BURNOUT” SENDROMU VE SOL
Bu ve benzeri baskıların çalışanlarda oluşturduğu rahatsızlığa “Burnout” deniyor. “Burnout” sendromuna yakalananların sayısı her4 geçen gün her ülkede artıyor. Örneğin Almanya’da bütün çalışanların üçte birinin “Burnout” denen bu psikolojik rahatsızlık tablosu gösterdiği belirtiliyor.

Avrupa Birliği 2004 yılında, işyerlerindeki psikolojik koşulların da işyeri sağlığı içinde değerlendirilmesi gerektiğini kararlaştırdı. Avrupa’da çok az ülke buna uyuyor. Avrupa’nın hemen her ülkesinde birçok işte çalışandan talepler büyürken ve küreselleşme nedeniyle saat farkı aradan kalkarken işle boş zaman arasındaki çizgi iyice belirsizleşti. Örneğin bir araştırmaya göre, Avrupa’da çalışanların yüzde 88’i, tatilde cep telefonu ve e maille ulaşılabilir durumda. Almanya Sol Parti (Die Linke) iş dünyasında psikolojik baskıların azaltılması ve işçi sağlığının korunması için 5 maddelik bir program yayınladı. Ayrıca sendikalar da bu tür talepleri dile getirmeye başladı.

Sol Parti, bu sorun ortaya çıktıktan sonra giderilmesi için çalışmak yerine, sorun ortaya çıkmadan bazı genel koşulların öncelikle düzeltilmesini istiyor. Sol Parti, üretim süreçlerinin demokratikleştirilmesini, vergi gelirlerinin büyük oranda işçilerin de faydalanabileceği sosyal yatırımlara yönlendirilmesini, çalışanların her türlü sosyal ve sağlık güvencesine kavuşturulmasını, üretim koşullarının herkesin işin merkezinde olduğunu hissedecek biçimde genelin çıkarına göre değiştirilmesini şart koşuyor.

Sol Parti’ye göre, stres ya da “Burnout Sendromu” iş yükünün ve sorumluluğun fazla olduğu ama işin mantığına, iş planlamasına müdahale etme şansı olmayan çalışanlarda daha fazla görülüyor. Bunun için Sol Parti, iş yerlerinde “söz hakkı”nı yalnızca işçi sorunlarıyla ilgili değil, işin planlanmasında ve ticari faaliyetlerin işleyişinde de zorunlu görüyor.

İŞVERENLER VE HÜKÜMET AYNI DÜŞÜNÜYOR
Metal İşkolu Sendikası IG Metall de, Meclis’ten bir anti-stres yönetmeliği çıkmasını savunuyor. Sendika, iş güvenliği ve sağlığı yasasına psikolojik baskı, stres gibi maddelerin de işçi sağlığını bozduğu maddesinin net olarak eklenmesini istiyor. Örneğin “yasada hangi yükseklikteki gürültünün hastalık yapacağı yazıldığı gibi, hangi iş stresinin hastalık yapabileceği de belirtilmeli” diyor.

Hükümet sendikanın ve Sol Parti’nin isteğini görüştü. Ancak hükümet psikolojik baskı ve psikolojik sağlık kavramlarının yeni tanımını yapmaya yanaşmıyor. Alman İşveren Birlikleri Federasyonu (BDA) da sendikanın ve Sol Parti’nin talebine karşı. BDA’ya göre, anti stres yönetmeliğine gerek yok. Çünkü psikolojik hastalıklar “genetik ve gelişmeye dair faktörler, aile ortamı, yaşam biçimi ve boş zaman değerlendirme aktivitelerine bağlı…” olarak ortaya çıkıyor.

SOLUN ÖNERİLERİ
“İnsanları hasta etmeyen bir çalışma hayatı” öneren sol partinin 5 maddelik planının kısaltılarak çevirisi aşağıda gibi.

1.Psikolojik baskılara karşı koruyucu önlemler, İş Güvenliği ve Sağlık Koruma yasasına eklenmeli:
IG Metall Sendikası’nın taraflara önerdiği, işyerinde psikolojik baskıların nedenlerinin işyeri çalışanlarıyla diyalog içinde saptanması ve karşı önlemlerin alınmasına yönelik “AntiStres Yönergesi” hazırlanmasını destekliyoruz. Yasa koyucunun, her çalışanın psikolojik baskı altına alınmasını net kurallarla önlemeye yönelik iş yapılanmasının düzenlenmesine müdahalesi önemlidir.

Çalışma yasasındaki kurallara uyulmasını, böylece çalışanların korunmasının sağlanmasını işyeri personel bürolarının garanti altına alması gerekmektedir. Bu kontrol bugün çok az işyerinde, çok yetersiz bir biçimde yapılmaktadır. Buna karşılık, bu kuralların ihlali bu zamana kadar tahmin edilenden çok daha fazladır. İşvereni koruma yasalarına riayet etmeye zorlayacak, yasaklar ve cezalar sertleştirilmelidir.

2.Kısa çalışma sürelerinin çeşitli biçimlerinin desteklenmesi
İş sürecinin yapılandırılması, psikolojik sorunların oluşmasının ve boyutlarının temelidir.  Yasal ve toplumsal hakları engellemeden ve daha sonra, daha büyük bir strese yol açmayacak iş yığılmasına meydan vermeyecek bir biçimde genel olarak çalışma saatlerinin kısaltılması nasıl sağlanabilir? Bir işyeri çalışanı olarak, iş dışı kişisel hayatımın organize edilmesini en az etkileyecek bir biçimde, iş yerinde bulunma vaktimi nasıl ayarlayabilirim? Şirket için telefonla ne kadar süre erişilebilir olmalıyım? Çalışma saatlerimi kreş saatleriyle ne kadar uyumlu hale getirebilirim? Mesai bitiminde ve tatil günlerinde de çalışmalı mıyım?

Bu tür sorulara cevap olacak çalışma saatleri ve süreci çalışanların ihtiyaçlarına göre düzenlenmeli. İşveren, herkese aile hayatına uygun çalışma saatleri düzenlemeyi sağlamalı.  İş ve özel hayat birbiriyle uyumlu olmalı. Herkes, iş saati dışında rahatça yaşayabileceği kadar ücrete sahip olmalı ve iş saati dışında işini kaybedeceği ya da ücretinin düşürüleceği korkusu yaşamadan rahatça hayatını sürdürebilmeli. Tatil süreleri uzatılmalı, çocuk sahibi olan ailelere ek bir tatil hakkı verilmeli. Tüm çalışan ailelerin çocuklarına kaliteli ve zaman açısından uygun olan kreş sağlanmalı. Çalışanının telefonla aranmayacağı ya da çağrıldığında gelmeyeceği serbest zamanının kesin kuralla belirlenmesi gerekiyor.   Akşam, hafta sonu ve vardiya işleri, kamusal gereksinimleri olumsuz etkilemeyecek ölçüde azaltılmalı.

SADECE İŞÇİ HAKLARINI DEĞİL TİCARETİ DE DÜZENLEME
3.Daha az stres için daha çok birlikte karar verme
Daha fazla birlikte karar verme ve iş sürecinin birlikte yapılandırılması işin kalitesini artırır ve çalışanların sağlığını korur. İş sürecini ve işe dair görevleri en iyi çalışanlar bilir ve aynı şekilde sınırları ve açıkları da en iyi onlar tanır. İşin hasta etmemesi için, çalışanların bilgisini ve yeteneğini kullanması sağlanmalıdır.  Yani çalışanların resmi olarak sadece sorumluluk almasıyla yetinilmemesi aksine çalışanların birlikte karar da verebilmesi önemli: İşin planlanmasından pazarlama politikasına kadar bütün süreçte bu gerçekleşmeli.

İş güvenliği kuralları ve işyeri temel kurallarının oluşturulmasının yanında, iş tanımlanması ve yapılandırılması, iş organizasyonu ve iş alanının oluşturulmasıyla ilgili sorunlarda işçilerin birlikte karar verme hakkından vazgeçilemez.

Bundan başka, işyeri işçi temsilciğinin işyeri kurallarındaki temel haklarına, çalışanlarla ilgili veto hakkı elde edilemiyorsa bile, ekonomik konular hakkındaki sorunlarda ve stratejik yönelimlere dair konularda ortak karar alma hakkı da eklenmeli. Bu hak, bir işletmenin veya işletmenin bir bölümünün kaldırılması ya da değiştirilmesini, taşeron işçi çalıştırılmasını da kapsar ama bunların yanında şirketin genel ticari politikasında ve işletmedeki kontrol mekanizmalarında söz sahibi olmayı da içerir. (Yatırım ve üretim stratejileri, rasyonalizasyon planı, yeni iş yöntemlerine başlama vs gibi)

4.Yaptırımları kaldırın, sosyal hakları garanti altına alın
İşsiz kalınca sosyal ağlardan yararlanmak zorunda kalan insanlara uygulanan yaptırım olasılıkları insanları sürekli strese sokmaktadır. Bu stres birçok psikolojik ve fiziksel hastalığa neden oluyor. Benim isteklerime,vasıflarıma, yeteneklerime uymayan hangi işler, hangi zorunlu başvurular, hangi önlemler benim için düşünülüyor kaygısı hasta eder. Beni hangi yeni taciz bekliyor? Daha hangi aşağılanmalara maruz kalabilirim? İtirazımın karara bağlanması daha ne kadar sürebilir? Neden ben kendimi iş bulma merkezine kayıt olduğumda, temel hakları olan bir yurttaş gibi hissedemiyorum? Sosyal yardıma dair yaptırımlar ve işsizlik parasının engellenmesi hemen kaldırılmalı. Sosyal haklar garanti altına alınmak zorunda. Buna anayasada tanınmış geçim garantisi ve toplumsal katılımın sağlanması da dâhildir.

5.Asgari ücret sadece A sınıfı için değil: Herkes için asgari ücret
Almanya’da 1998 ile 2009 yılları arasında kendi hesabına çalışanların oranı % 35 artarak 2,35 milyona çıktı. Kendi hesabına çalışanların hepsi de sigorta pazarlamacılarından ya da grafikerlerdenoluşmuyor. Neredeyse 600 bin kişi gastronomide, inşaatta ve ticarette çalışıyor. Restoran ve otellerde kendi hesabına garson veya aşçı olarak ya da büyük inşaatlarda boyacı veya duvarcı olarak çalışıyor. Şirketler çoğu kez çalışanları kendi hesaplarına çalışmaya zorluyor çünkü böylelikle büyük bir giderden özellikle de sosyal sigortalar giderinden kurtulmuş oluyor. Çalışanlar ise, sanki ellerine daha yüksek para geçiyormuş gibi düşünüyor ki, emekliliklerini ödeyemediklerinde ve hastalandıklarında fazla fiyat ödediklerinde bunun doğru olmadığı görülüyor.

Bu arada kendi hesabına çalışanlar çoğu kez daha az kazanıyor. Gastronomi ve ticaret sektöründe bu çalışanların %43’ü ayda 1.100 Euro’dan daha az kazanıyor. Başka sektörlerde de  yaygın bir biçimde kendi başına çalışanların az kazandığı görülmekte.

KÜÇÜK İŞLETMELER YAŞAMALI
Küçük işletmeler ve kendi başına çalışanlar sadece ekonomik durumlarının güçsüzlüğü yüzünden stres altında değil. Çoğu kez, bağımlı oldukları müşterilerinin gereksinimlerini karşılarken maruz kaldıkları sorunlardan da mustaripler. Kendi başına çalışanlar, gerçek işi olan müşterinin işini hallettiğinde ikinci adım olarak başka iş geliyor: Mali ve idari işler de halledilmek zorunluluğu. Küçük işletmeler için hafta sonu işi  hiçte istisna değil. Küçük işletmelerin ve kendi başına çalışanların müşteriyle fazla mesai pazarlığı yapma şansı yok. Hiçbir anlaşmada bu olamaz ve zaten kendine küçük de bir gelir sağlayan müşteri-işverenle kim fazladan çalışmanın pazarlığını yapmaya cesaret edebilir ki?

Tatilde ki o da varsa, yerine kimin bakacağı sorunu kendini sürekli gösterir ve zaten tatilde de sürekli ulaşılır olduğu için tatil,“tatil” olmaktan çıkar. Ağır ve uzun bir hastalık meydana gelmemeli, gelmesi önemli siparişlerin kaybedilmesi anlamına gelir. Bunların sonucu ayakta kalma korkusu ve stres.

Daha çok yaratıcı ekonomik sektörde çalışanlar, kendi başına çalışmayı düşünüyorlar ve klasik işyeri yapılanması içinde yer almak istemiyorlar. Bu konuda siyaset devreye girmeli.

Biz küçük işletmelerin ve çoğu kez işsiz olduğu gözlemlenen kendi başına çalışanların haklarını korumaktan yanayız. Zanaatkârlar ve diğer benzer çalışanlar için tıpkı doktorlar, eczacılar ve avukatlar gibi ücret tarifesine geçilmesi doğal olandır. Yasal tatil günlerinin ve işyerinde dinlenme saatlerinin artırılmasını ve kesin sınırlarla belirlenmesini savunuyoruz. Sürekli ulaşılabilir olmak bu kesimdeki çalışanların en büyük sorunu.

Sağlık sigortasına ödeme, nominal en alt kazanç tanımından değil gerçek kazanç üzerinden yapılmalı ki bununla birlikte daha az kazanan kendi başına çalışan sigorta öderken zorlanmamalı.
***
İş, serbest zamanı da işgal etti
Almanya günlük gazetelerinden Tageszeitung’tanMareikeBarmeyer, MIT ve London School of Economics’de sosyoloji profesörü, New York Üniversitesi’nde sosyal bilimler profesörü Richard Sennett ile benzer soruları tartıştı. Gazetenin 24 Aralık tarihinde internet sitesine konan görüşmenin oldukça kısaltılarak yapılan çevirisi:

– Bugün cep telefonu sayesinde her yerde ulaşılabilir ve çalışabilir durumdayız. İş ve serbest zamanı birbirinden ayırmak artık hayal mi?
Yirmi yıl önce insanlar işin biteceğine dair kehanette bulunuyordu. Bu günlerde bunun tam tersini yaşıyoruz. Yeni teknolojisi sayesinde her gün büroda 12-14 saat ulaşılabilir, hazır durumdayız. Ben, yeni dönemde işin daha önce serbest zaman olan zamanı da işgal ettiğine inanıyorum. Yıllar boyunca resmi çalışma saatleri sürekli arttı. Fransa gibi çalışma saati sınırı olan ülkelerde bile insanlar daha uzun, ücretsiz ve gayri resmi çalışıyor.

– Kendi kendini yöneterek çalışma hayali, kendi kendini sömürme karabasanına mı dönüştü?
Çalışma saatlerini kendi kontrol etme fikri hayali, boş. Gerçekten insanlar sürekli başkalarının isteği ve başkalarının işini halletmek üzere evinden ayrılır. Şefin akşam gönderdiği e maili sabah okumaya bırakmak büyük cesaret ister.

– Buradan tekrar nasıl kurtuluruz?
İnsan şunu söylemeye hazır olmalı: Bekleyemeyecek hiç bir şey yoktur ya da çok az şey vardır. Bu bütünsel iletişimde asıl tehlikeli eğilim, herşeyin hemen yapılması gerektiğinden oluşmaktadır. Bizim büroda bunun için çok sert bir kuralımız var ve buna hepimiz uyuyoruz: Akşam 6’dan sonra e mail yok.

– Güzel
Karşılıklı saygı duyulmalı. Ama elbette biz bir üniversite konteksti içinde bulunuyoruz. Burada böyle kurallar koymak kolay. İş dünyası başka işliyor ve orada insan kolayca zamanlamanın kölesi oluyor.

– Bugünün iş dünyasını anlamak için başarısız olmuş Marksizm gibi ideolojiler bize yardımcı olabilir mi?
Şimdi, şu an, işçiler üzerinden elde edilen artı değerden konuşuyoruz. Ben kendi kendini iyileştirmiş bir Marksist’im. Alkolü yenmiş, alkoliklikten kurtulmuş insanlar vardır ya ben de kendini Marksizm sarhoşluğundan iyileştirmiş bir Marksist’im. Onun için ben Marksizm’in nerde yanlış olduğuna bakmıyorum, Marksizm’in nerede doğru olduğuna bakıyorum. İnternet emek gücü artışı için harika bir örnektir.

– Nasıl?
Kişinin zamanı kendinin değilse, işgücü arzı fazlası vardır. Marx’ın saat ücreti karşılığı çalışma hakkında düşündüğü doğru ama iletişim teknolojilerinde de prensip aynı: Bana bir şey yaptırmak için gönderdiğiniz her mail için bana para ödemek zorunda olsaydınız, talep sayısı çok büyük oranda azalacaktı. Bu durumda çok daha adil bir durumda olurduk. Ama bana hiç bir şey ödemeden ulaşabilirsiniz, bir şey sorar ve benden birşeyi halletmemi isteyebilirsiniz. Sizin çalışanınız isem, sorularınıza cevap vermek zorundayım. Cevabım 3 Euro ediyor diyemem size. Bu işler böyle olmuyor.

– Geleceğin iş dünyası için yine de iyi bir müjde verebilir misiniz?
Avrupa kendini kurtaracaktır ve insanlar yeni çalışma biçimleri bulacaklar. Büyük olasılıkla beklenildiğinden daha çok el işi yapılacak. Belki realist görünmüyor ama marangozun yaptığı gibi bedensel bir sürü iş olacak ve birileri onları halledecek. İşin ne anlama geldiğine dair büyük bir ihtimalle daha dengeli bir fikrimiz olacak. İnsanlar iş bulacak. Avrupa’nın bittiğine ve Japonya gibi bir yol izleyeceğine inanmıyorum. İkinci dünya savaşı sonrasında herşey daha kötüye gidiyordu ve hiç bir şey olmadı. Biz kendimizi kurtaracağız.

06 Ocak 2013, Burnout: Modern köleler ve hastalığı, SELAMİ İNCE
Yazının kaynağı: http://www.birgun.net

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s