Gezi Direnişi Üzerine – Eda Yiğit ile röportaj (Sol Defter)

ntv-protestoGezi Direnişi Örgütlenmenin ve Dayanışmanın Gücüyle Yaratılabilecek Sarsıntıyı Göstermiştir

Eda Yiğit Gezi Direnişinin tanığı ve bir parçası. Kendisiyle Gezi Parkı’nda yaptığı söyleşiler sırasında tanıştık. Mimar Sinan Üniversitesi’nin Şehir Planlama bölümünde lisans ve yüksek lisans eğitimi alan Eda, ayrıca Sabancı Üniversitesi’nden Prof. Dr Leyla Neyzi’den sözlü tarih eğitimi de almış. Eda Yiğit Sözlü Tarih Uzmanı ve Şehir Plancı kimliklerinin kazandırdığı deneyimi Gezi Direnişi sürecinde gerçekleştirdiği arşivleme / belgeleme çalışmasını bir kitaba dönüştürdü: “Gezi Direnişi / 27 Mayıs – 18 Haziran 2013” Eda ile kitabı ve Gezi Direnişi’ne dair bir söyleşi yaptık.

– 20’yi aşkın Gezi Direnişi içerikli kitap var. Kitabınla diğer Gezi Direnişi kitapları arasındaki fark nedir?

– Gezi Direnişi’nin en alevlendiği 31 Mayıs sabahı itibariyle tanıklıkları kaydetmeye başladım. O anın tekrar edilebilir olmadığını,hafızamızı – kavrayışımızı biriktirmenin hayati olduğunu düşündüm. Direnişle ilgili her şeyi arşivlemeye başladım. Yayınlanan kitaplar, kronolojik çalışmalar, fotoğraf albümleri, hikâyeler ve toplum bilimcilerin çalışmaları. Kitabın özelliği ise belge niteliği taşıyan malzemelerin bir arada bulunabildiği bir başvuru kaynağı niteliği taşıması. Yayınlanmamış fotoğraflar, gün gün yaşananlar, sosyal medyada en çok yer bulan görsel malzemeler, ilgi çeken ve varlık gösteren bazı gruplarla yapılan röportajlar, sanal ortamda yaptığımız anket sonuçları, köşe yazıları, basın açıklamaları, gazete manşetleri, Gezi’yi konu alan müzik, animasyon, oyun, afiş, karikatür, duvar yazıları, istatistikler ve mektuplar kitapta yer alıyor. Ayrıca tasarım olarak okunması kolay ve renkli bir kitap oldu.

– Röportaj yaptığın kurumlara dair örnekler verir misin?

– Röportajlar kabaca iki eksende toplanıyor. Gezi’de aktif faaliyetleri merak edilen gruplar; TMMOB, Taksim Dayanışması, Antikapitalist Müslümanlar, Devrimci Müslümanlar, LGBT, Sosyalist Feminist Kolektif. Diğer röportajlar ana akım medyadan ayrışan, direniş sürecinde tirajları ve reytingleri yükselen “alternatif” medya ve siyasi partiler; Ulusal Kanal -Aydınlık Gazetesi – İşçi Partisi, Sol Gazetesi -TKP gibi. Her kurumun Gezi’ye dair kendi deneyim ve gözlemleri, örgütlenme biçimleri, Gezi öncesi ve sonrası yaşadıkları değişim var.

– Gezi Direnişi ve isyan sürecine dair senin değerlendirmelerin nedir?

– Tarihimizde yaşamadığımız türden bir olaya tanıklık ettiğimizi düşünüyorum. Gezi Direnişi sınıf temelli memnuniyetsizlikleri de kapsayan toplumsal bir hareket, kuvvetli bir kıpırdanma. Bu kıpırdanmanın Taksim’de filizlenmesi hiç şaşırtıcı değil. Taksim her zaman kozmopolit bir alandı. Örgütlü olan ve olmayanların Gezi’de var olma biçimlerini anlamaya çalışmak gerek. Direnişe dair,“orta sınıf isyanı”, “90 kuşağının uyanışı”, “Kürtler ya da işçiler örgütleseydi başka türlü olurdu” gibi yorumlar var. “İrili ufaklı örgütler bütün alanı posterlerle, kendi propagandalarıyla donatmasalardı örgütlenmeye mesafeli olanlar alana çekilebilir, daha kuvvetli ve kalabalık olabilirdi” diyenler oldu. Topyekün siyasallaşmamış politik bir hareketten söz ediyoruz. Herkesin ortaklaştığı talepler vardı. Örgütsüz olmanın yüceltilmesinden öte, Gezi’nin boşaltılmasıyla şehre yayılan forumların, doğrudan demokrasi araçlarının geliştirilerek örgütlenmeye evriltilmesi gerektiğini düşünüyorum. Mahallende, iş yerinde, yaşam koşullarını iyileştirme, emeğinin karşılığını alma konusunda mücadele vermeden, ortak dili kurmadan başarıya ulaşabilmek imkânsız. Mevcut örgütlenme biçimlerinin, eskiye nazaran daha karmaşıklaşmış emek-sermaye çelişkisine karşı toplumsal hareketlerle bağını, kıvraklığını, kendini çağın koşullarına göre güncellemesini, kimlerle ittifak kuracağını değerlendirmesi ve özeleştiri yapabilme yetisini kazanması elzem.

– Gezi Direnişi, işçi sınıfı ve “beyaz yakalılar”a dair düşüncelerin nedir?

– Beyaz yakalıların direnişe katılımı konuşulan konulardan biriydi. “Turnikeler ayırır, meydanlar birleştirir” dediler. “Gündüz Clark Kent gece Superman” afişleri yapıldı. Plaza Eylem Platformu’nun kuruluşu sanırım 2008 yılıydı. “İş adamı ya da iş kadını değil işçi olduklarını göstermeye çalışıyorlar” yorumu yapıldı. Beyaz yakalıların fazla mesaileri, tam zamanlı ve düzenli çalışmıyor olmaları gibi özlük haklarına dair sorunlar direnişi desteklemelerini etkilediğini düşünüyorum. Bunlar forumlarda tartışıldı. NTV protestosunu beyaz yakalılar örgütledi. NTV emekçilerini eyleme çağırıp, canlı yayın yaptırttılar. “Barikatı Maslak Plazalarına taşıdık!”, “Büyükdere İsyanı!”, “AVM’lerden alışveriş yapıyoruz!”,“Gazeteni almıyoruz!”,“Bizi aptal yerine koyma!” dediler. Emek sermaye çelişkisinin karmaşıklığı ne kadar artarsa artsın, eğitim ve donanımına rağmen beyaz yakaların da işçileştiğini söyleyebiliriz. Ben kendimi de bir araştırma işçisi olarak görüyorum. Gezi direnişini bilinçte bir uyanma hali olarak yorumlarsak, bunu örgütlenme bilincine evriltmek gerekiyor.

– Bir “beyaz yakalı” olarak Gezi Direnişi ve isyan süreci geleceğe dair umutlarını artırdı mı?

– Çalışma hayatım üniversite yıllarında başladı. Akademisyenlerin doktora araştırmalarına destek için çalıştım. Belediyede, müzede, mimarlık şirketinde çalıştım. Yaşadığım genel sorun, içerikleri farklı olsa da güvencesizlikti. Bütçeler değişir, biter. Gelecek ay işten atılabilirsin. Karşılıksız fazla mesai yapmak, görev tanımının dışında çalışmak -ki nedense o tanım hiçbir zaman net bir şekilde yapılmaz. Sigortan geç başlatılır vs. Bir desteğin ya da dayanağın yoksa iş hayatı denilen şey boyun eğilmesi, katlanılması gereken bir çalışmaya dönüşür. Patronun ile ev sahibin arasında para aktarımını sağlayan bir aracıya dönüşürsün. Etrafında kredi kartlarıyla, kendine ait olmayan bir parayı harcamanın huzursuzluğuyla diken üstünde yaşayan insanlar olur. Kendi iç örgütlenmemi “öğrenilmiş çaresizlikler” üzerine kurmadım. Dünyanın, koşulların değişebileceğine, insanların ayılabileceğine, birlikte mücadele gücünün kavranabileceğine inandım. Bunu Gezi’de fiilen gördüm. Divan Oteli’nin önünde barikatların üzerinde “kurtarılmış topraklara hoş geldiniz” diye haykıran adamın nidalarıyla insanlar Gezi Parkı’na girdi. Kolektif bellekten hiç silinmeyecek olan bir travma ve coşku yaşadık. Arzularımız kabardı. Bastığımız toprağı, dokunduğumuz ağacı, soluduğumuz havayı değiştirdik. Gezi direnişi örgütlenmenin ve dayanışmanın gücüyle yaratabilecek sarsıntıyı somut olarak göstermiştir.

– “Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” mı?

– Yok, mümkünatı yok… Tarihe tanıklık ettiğini hisseden ve mekânı dönüştürebilen, mizahla sinir savaşı verebilen, gülmeyi bile ideolojik bir eylem biçimine dönüştüren, sesini duyurmaktan çekinmeyen, şiddeti, gözaltına alınmayı göze alabilen, kendi gibi olmayana kulak kabartabilmiş ve algısı değişmiş deneyimleri barındıran bir süreçten bahsediyorsak,“bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.” İkinci bir tanıklık kitabı hazırlıyorum. Özeleştiriler, siyasi tartışmalar, psikolojik ve toplumsal çıkarımlardan oluşacak. Şimdiden haberini vermiş olayım.

İşçilerin Sesi Gazetesi (Yeni Seri) Sayı 20, Kasım 2013′ten alınmıştır.

Sol Defter
Kaynak; http://www.soldefter.com/2013/11/09/gezi-direnisi-uzerine-eda-yigit/

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s