Haksız kazanç sağlayan çağrı merkezleri sistemin sınırını işaret ediyor!

Suç sabit, cezasız kalmasın, fakat yine de bir şey eksik kalacak: belki bir hakim tarafından yasalar çerçevesinde bir suça hükmedilirken, adaletsizlik karşısındaki günah, hesaplanamayacak.

Geçtiğimiz günlerde basında, telefon mesajlarıyla vatandaşı kazançlı çıkacaklarına inandırarak kredi kartı bilgilerini toplayan ve değeri düşük ürünler karşılığında kartlardan yüksek miktarda para çeken çağrı merkezi şirketi çalışan ve yöneticilerinin yakalandığı üzerine haberler yer aldı. Haksız kazanç sağlayan bu şirketler ve haksız kazanca ortak olmuş kişiler, yasalar ve toplum vicdanı gereği suça bulaştıkları oranda cezalandırılmalı ve tüm mağduriyetler telafi edilmelidir.

Ancak, böylesi şirketlerin varlığının toplumu başka konularda da düşündürmesi ve yakalamaların yapıldığı operasyonun başarılar hanesine yazılmasında acele edilmemesi gerekir. Haksız kazanç sağlayan bu şirketlerin varlığı, polisiye bir konu değildir. Bu şirketlerin varlığı, mevcut emek yönetimi, emek pazarı ve iş ilişkilerinin düzenlenme tarzı hakkında ciddi uyarılar taşımakta, sistemdeki kökene ilişkin çarpıklığı bütünüyle açığa çıkartmaktadır. Bu yakalamalar, başarısızlığın ilanıdır: önümüzdeki dönemlerde iş yasaları ve emek yönetimi mevcut eğilimle düzenlenmeye devam ederse benzer suçlar azalmayacak, artmaları kaçınılmaz olacaktır. Bu haksız kazanç şirketleri ve sonrasında bu şirketlerde çalışanların yakalanması, sistemin sınırını, sürdürülemezliğini işaret etmektedir.

Mevcut emek yönetimi tarzları halihazırda yasal anlamıyla suç olmasa bile, uygunsuz, vicdan dışı davranışları teşvik etmektedir. İş etiği başlığında çalışma ve emek yönetimi süreçlerine sokulan ilkeler, şirketleri belirli oranda korumak dışında bireylerin manevi bütünlüklerine herhangi bir katkıda bulunmamaktadır. Duygu durumu düzenleyici ilaçların (prozac vs.) çalışanlar arasındaki kullanımının yaygınlaşması bunun bir işaretidir. Bu çalışma koşulları sadece suç üretimini kolaylaştırmakla kalmayıp  suçluluk, pişmanlık, yetersizlik duyguları üretmekte ve insanları ahlaki ve duygusal olarak yaralamaktadır. Şahit olduğumuz bir olay, iş etiği ile vicdan arasındaki uyumsuzluğu açık biçimde göstermektedir. Bir bankanın çağrı merkezinden arayan bir müşteri temsilcisi, bir arkadaşımıza kredi kartı satmak ister. Arkadaşımız telefonda durumunu açıklıkla anlatır: işten ayrıldığını, borçla yaşadığını, bir kredi kartı daha istemediğini, kendini kontrol edemeyip harcama yapmaktan korktuğunu söyler. Fakat çağrı merkezi çalışanı, allem edip kallem edip ona yeni bir kredi kartı satmayı başarır. Ancak aynı müşteri temsilcisi, aslında yasal olarak ve iş etiği gereği yapmaması lazımken, gece arkadaşımızı arayarak onun zor durumda olduğunu bile bile kredi kartı satmaya çalıştığı için kendisinden özür diler. Kendisi de satış hedeflerine ulaşmak zorundadır ve satışları iyi gitmememektedir. Arkadaşımızı kartı iptal edebileceği, iptal etmesi gerektiği konusunda uyarmayı da ihmal etmez.

Hepimiz toplumsal, yapısal eşitsizliklerin mağduru ve uygulayıcısı oluyoruz sürekli. Örneğin, kredi kartı kullanırken sınırı aştığı için borcunu ödeyemeyen, intiharın eşiğine gelen kişiyi büyük bir televizyon almaya ikna eden, asgari ücretin altında maaşla çalışan tezgahtar belki de maaşının bir kısmını bankadan çekip patrona geri vermeye razı olandır. Peki ya ona kredi kartını satan finans çalışanı? Belki o finans çalışanı, performans, hedeflere ulaşma ve yönetici baskısıyla, işten atılma korkusuyla kredi kartı başvurusuna prosedür tamamlanmadan ve mesai saatlerini aşarak olur vermek durumunda kalan arkadaşımızdır. Belki de kredi kartı satan bir çağrı merkezi çalışanı, yani müşteri temsilcisidir. Bütün gün, işe girerken öğrenmek durumunda kaldığı gibi hissetmediği duyguları hissetmeye, potansiyel müşterileri kendi duygularını yöneterek ve onların duygularını, arzularını, fantezilerini körükleyerek kredi kartı almaya ikna etmek için çalışıyordur. Bu örneklerde yasal anlamıyla “suç” oluşmamaktadır; ancak adaletsizliğin, haksızlığın da ortaya çıkmadığını söyleyebilir miyiz? Çağrı merkezi çalışanları bugün halihazırda kendi şirketlerinin haksız kazancının aracısı olmaktadır.

Hedef-performans baskısı; ev kirasını ödeyemeyecek gelirle sözleşmeli çalışma; fiili olarak bölgesel maaş uygulamasını mümkün kılan ortam; işçi sağlığını hiçe sayan, sağlam gözle girip 8 numara gözlükle, işitme kaybıyla, karpal-tünel hastalığıyla işten çıkılan, çene düşmesi yaşanan fiziksel ortam, müşteri memnuniyeti bahanesiyle yaratılan baskı ve duygusal tahribat yaratan şartlar… İşte “dolandırıcı” olmayanların çalışma ortamı!

Hali hazırda var olan formal alanın ahlaki olarak sorunlu olması, bu döngü içinde kalanlar için haksız kazanç sağlayanlarla haksız kazanç sağlamadıklarını iddia edenler arasındaki mesafeyi azaltmıştır. Taşeronun bu denli yaygınlaştığı, işçi kiralamanın gündemde olduğu, güvence hissinin ortadan kalktığı bir ortamda, dolandırıcılık yapan şirketlerde çalışmakla çalışmamak arasındaki tercihi belirleyecek, hatta neyin dolandırıcılık sayılabileceğini ayırdedecek bir ölçüt kalmamaktadır.

Söz konusu informal işletmeler adına çalışanların, formal kurumlardaki insan onurunu hiçe sayan uygulamalar nedeniyle toplumu bir arada tutan etik sözleşmenin kolayca ihlal edilebilir olduğu bir anlam dünyasında bu tür gri ya da kara işleri yapabildikleri açıktır. Söz konusu şartlar altında herkesi dayanışmaya, duygu yönetimi, performans baskısı karşısında birlikte bu çalışma sistemini teşhir etmeye ve mücadeleye çağırıyoruz.

Not: Bu yazı Çağrı Merkezi Çalışanları Derneğini’nin websitesinden alınmıştır.

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s