Soma için adalet çağrısı: Biz direnirsek herkes yaşar

SOMA HOLDİNG ÖNÜNDE YAPILACAK BASIN AÇIKLAMASINA ÇAĞRI

BULUŞMA: 13 NİSAN 2015 SAAT 19:00 LEVENT METRO DURAĞI

İstanbul Soma Dayanışmasıİşçilerin sağlık ve güvenliğinin düşünülmediği bir ülkede yaşıyor, çalışıyoruz. Soma’daki işçi katliamının yıl dönümüne 1 ay kala, bugün Akhisar’da görülen Soma davası duruşmasına, katliamın failleri, güvenlik gerekçesiyle getirilmiyorlar. Birlikte hesap soramasınlar diye dava ailelerin ikamet yerlerine dağıtılıyor. Diğer iş cinayetleri davaları gibi Soma davası da bölünüp parçalanıp etkisizleştiriliyor.

Devlet Soma’da yaraları saramadı, daha da kanırttı. İşçilere hiçbir güvence vermeden, tazminatların ödenmesi için hiçbir şey yapmadan madenleri kapatarak işveren yerine işçiyi cezalandırdı. İşsiz kalan işçileri, hiçbir düzelme olmaksızın, önlemler alınmaksızın ocakların açılmasını istemeye ve ölüm pahasına çalışmaya mecbur kıldı, işvereni ödüllendirdi. Yetmedi, yeni santraller, ihaleler ve devlet desteğiyle işvereni ihya etti. Televizyonlarda kamu spotları yayınlayarak iş cinayetlerinde kamu denetiminin sorumluluğu kadar işverenin sorumluluğu olduğunu da reddetti; kendi ölümlerinden dolayı işçileri suçlu gösterdi. Suçluları mağdur, mağdurları suçlu gösterdi. Şimdi de bu davadaki bilinçli beceriksizliğiyle sadece aileleri yıldırmaya ve vicdanlarda derin yaralar bırakmaya çalışmıyor, aynı zamanda ülkedeki tüm çalışanlara karşı açılmış bir savaşı da kutsamış oluyor.

İş cinayetlerini ve madenlerdeki işçi ölümlerini gündeme taşıyan büyük faciadan beri, madenlerde ve diğer sektörlerde iş cinayetleri hiç azalmadı. İşçi Sağlığı İş Güvenliği Meclisi’nin yayınladığı aylık raporlara göre, her ay 120 kişinin yittiği bir savaştayız adeta: Bizi madenlerde, atölyelerde ve ofislerde ‘hadi hadi sistemine’ ikna etmek için devlet ve işverenler tarafından açılmış bir savaştayız. Madenlerde ve riskli iş yerlerinde güvenlik önlemleri alınmıyor, etkin kamu denetimi yapılmıyor, oluşan haklar verilmiyor; üretim baskısı, dayıbaşılık ve ‘hadi hadi sistemi’ devam ediyor, ücretler dahi artmıyor. Bir anlamda Soma’daki ölümü göstererek herkesi ofislerde, plazalarda, atölyelerde ve tüm iş yerlerinde çalışma tahribatının sıtmasına razı ediyorlar.

Kolay ölünen bir toplum hepimizi kolay harcanabilir kılıyor. Kolay ölünen toplumda fazla mesainin, antidepresan kullanımının, karpal tünelin, çene düşmesinin, D vitamini eksikliğinin, strese bağlı fiziksel hastalıkların lafı edilemiyor. Oysa biz sağlıklı yaşamak istiyoruz.

Esnek üretim, taşeronlaşma, güvencesiz çalışma, meslek hastalıkları ve bilumum çalışma tahribatı, iş cinayetleriyle el ele gidiyor. Çünkü hızlı, daha da hızlı olmamız bekleniyor. Her şey buna uyum sağlamalı; yasalar ve sağlığımız bile. Hastalıklarımız, hamileliğimiz, çocuğumuzun okul saatleri bile. Ne zaman, hangi asansörden düşerek öleceğimiz bile… Oysa biz, kendi zamanlarımızı geri istiyoruz.

Bizi çok çalışmaya, hızlı çalışmaya, tüm benliğimizle çalışmaya, sevgiyle, seviyormuş gibi görünerek, mutsuzluğumuzu gizleyerek çalışmaya ikna ettikçe başkalarının da hayatlarından çalabiliyorlar. Hadi-hadi sistemini hepimiz için doğal bir şey haline getirdikçe hepimizin hayatından çalıyorlar. Oysa biz hayatımızı istiyoruz.

Bütün bu tabloda, yalnızlaştırıldığımız, zamanımızın, hayatımızın ve yaşama gücümüzün elimizden alınmaya çalışıldığı bu iş düzeninde bizim açımızdan bir tek umutsuzluğa yer yok. Çünkü biliyoruz ki bizim umutsuzluğumuz, daha çok Soma, Torunlar, Ermenek, Maslak 1453, daha çok Tuzla, Kozlu, Güllük, daha çok merdivenden düşme, cam silerken düşme anlamına geliyor. Bizim emeğimizle yürüttükleri bu yalnızlaştırıcı iş düzeni, yine bizim ellerimizle ortadan kalkacak. Çünkü biz her yerdeyiz. Her şeyin üzerinde bizim emeğimiz var, herkesi biz yaşatıyoruz.

Bizler, “emir eri” olarak gördüğünüz, madenlerde, fabrikalarda, atölyelerde ölüme yolladığınız ya da katliamlarınız tüm faturasını kesmeye çalıştığınız mühendisleriz. Üretimlerinizi planlayanlarız, düzenleyenleriz. Bizler odalarımızda, derneklerimizde örgütleniyoruz.

Bizler, madenciler iş cinayetlerinde kolaylıkla ölüyorken günde 150 çağrı alabilmek için antidepresan kullanan çağrı merkezi çalışanlarıyız. Şirketlerinizin telefondaki sesiyiz ve kendi derneğimizde, sendikamızda örgütleniyoruz.

Bizler, belki de işçilerin ve acılı ailelerin öfkesini yatıştırmasını beklediğiniz psikologlarız. Ama işçilerin ruhsal açıdan güçlenmeleri için çalışıyoruz, ve bizler de örgütlüyüz.

Bizler sizin adına ‘finans’ diyerek aslında işçilerin çalınmış emeği olduğunu gizlediğiniz paralarınızın hesabını tutanlarız. Tümüyle onu biriktirmeye adadığınız varlığınızın tek amacı olan, işçilerin adına hayatlarını ve sağlıklarını harcamalarını istediğiniz, bizi yönetmek için kullandığınız paralarınızın hesapları bizde. Hesap tutmayı ve hesap sormayı iyi biliriz; ve evet, bizler de örgütleniyoruz.

Bizler, ‘çalışanlara iş hukuku anlatmayın, sendikadan bahsetmeyin’ diye tembihlediğiniz iş güvenliği uzmanlarıyız. Fabrikalarınızda, madenlerinizde daha fazla kazanmak için daha hızlı çalıştırarak öldürdüğünüz işçilerin vicdani ve yasal sorumluluğundan kurtulmak için bizi hiçbir hakkımızı dikkate almadan çalıştırıyorsunuz. Biz fabrikalarınızdayız, madenlerinizdeyiz, iş yerlerinizdeyiz, ve biz de örgütleniyoruz.

Bizler, derin korkularınızın ilacı bellediğiniz, kapılarınızı kollayan güvenlik işçileriyiz. Üç kuruş paraya sıfır güvenceyle çalışıyoruz. Bizler de örgütleniyoruz.

Bizler, gelecekte şirketlerinizde çalıştırmazsanız işsizliğimizden yararlanarak ücretleri düşük tutacağınız geleceğin işçileri, öğrencileriz. Okullarımızı şirket gibi yönetiyorsunuz, bizleri de performans baskısı ve çan eğrileriyle boğmaya çalışıyorsunuz. Ama örgütleniyoruz, okullarımızı bu cendereden kurtarmak için, Soma’da ve her yerde toplum yararına bilgi üreten üniversite için direniyoruz.

Bizler, topluma faydalı olma isteğimizi ve idealizmimizi sömürerek ucuza bozdurmaya zorladığınız öğretim üyeleriyiz. Soma’da işçiler her gün kilolarca kömür çıkartmaya zorlanırken bizi de kösele üretir gibi makale üretmeye zorluyorsunuz. Evet, örgütleniyoruz.

Bizler, ileri teknoloji yaratarak emeği daha hızlı, daha ucuz ve daha değersiz kılmamızı beklediğiniz bilişim emekçileriyiz. Emeğimizin gücüyle yarattığımız ileri teknoloji, iş cinayetlerini bir türlü önleyemiyor oysa. Kendi yarattığımız hız sayesinde denetim mekanizmalarıyla aldığımız nefesi bile sayıp para cinsinden ifade edebiliyorsunuz, ama en sağlıksız, güvencesiz, tahribata açık çalışma koşullarını reva görüyorsunuz bize; ileri denetim teknikleri burada iş görmüyor. Ama bizler de örgütlüyüz.

Bizler, iş yeri hekimleriyiz, iş müfettişleriyiz, iş avukatlarıyız, reklamcılarız, bilişimcileriz, araştırmacılarız, AR-GEcileriz. Bizler, artık hangi adımızı beğenirseniz, ofis işçileri, beyaz yakalılar, mavi yakalılar, memurlar, işçiler, emekçiler, çalışanlar, işsizler, emekliler, geleceğin işçileriyiz. Bizim her şeyin üzerinde emeğimiz var; hayatı biz kuruyor, herkesi biz yaşatıyoruz. Bizler her yerdeyiz, sizin çok yakınınızdayız, öyle ki soluğumuzu ensenizde hissedebilirsiniz. Bizler, size birbirimizden bile, kendimizden bile yakınız.

Ve artık daha az yalnızız; gün geçtikçe daha çok direniyor, örgütleniyor, güçleniyoruz.

İşte bugün de buradayız; Soma’daki kardeşlerimizin acısını umursamadığınız, haklarını vermediğiniz, sorumluları cezalandırmadığınız, hatta mahkemeye bile getiremediğiniz için toplandık. İşte polisiniz de burada. Yasalarınız, yasaklarınız, mahkemeleriniz, hepsi de direnişimizi, sendikalarımızı ve örgütlerimizi engellemek için tüm güçleriyle çalışıyorlar.

Korkuyor musunuz?

Korkmakta haklısınız, çünkü vermediğiniz, vermek istemediğiniz haklarımızı almak için direniyor, örgütleniyoruz. Haklısınız, çünkü verseniz bile bu haklarla yetinmeyeceğiz, örgütlendikçe yeni haklar üretiyoruz, üreteceğiz. Direniyoruz; kendimizi sizin insan hayatını hiçe sayan ölümcül çıkar çarkınızdan kurtaracağız. Direniyoruz; çalıştırmak için bizi mahkum ettiğiniz yalnızlığımızı muhakkak değiştireceğiz. İnsanca yaşamak için, ölmemek için, kimse ölmesin diye direniyoruz.

Biz bugün direniyoruz, direneceğiz, çünkü biz direnirsek herkes yaşar.

#LeventSomaNöbeti

Bilişim ve İletişim Çalışanları Dayanışma Ağı (BİÇDA); Boğaziçi Soma Dayanışması; Çağrı Merkezi Çalışanları Derneği; Kaç Bize Gel; Mağaza Çalışanları Platformu; Müştereklerimiz; Plaza Eylem Platformu (PEP); Politeknik; Şişli Merkez Forumu; Taşerona ve İşçi Ölümlerine Son Platformu; Toplumsal Dayanışma İçin Psikologlar Derneği (TODAP); Umut-Sen; Vakıf Üniversiteleri Emekçileri İletişim ve Dayanışma Ağı (VÜEDA); Vakıf Üniversiteleri İletişim ve Dayanışma Ağı (VİDA); Yayınevi Emekçileri Kolektifi (YEK)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s