Yeni yıl arefesinde halimiz, ahvalimiz

Başlamadan önce kısa bir not: Bu ay bir istisna yaparak aylık toplantımızı 29 Aralık Perşembe günü gerçekleştiriyoruz. Zaman istisna olsa da yerimiz aynı, Taksim Dünyada Mekan. Eski ya da yeni yıla dair tüm biriktirdiklerimizi birbirimizle paylaşmaya çağırıyoruz. (İstiklal Caddesi Hazzopulo (Danışman) Geçidi No:1)

 

Yeni yılınız kutlu olsun. Dünyaya gelen her yeni canla bütün dünya değişirmiş. Yeni demek farklılık demek, umut demek. Yeni yıl yeni dilekler, hediyeler, güzellikler getirsin. Ama her yeninin içinde eskiden biraz bir şeyler yok mudur? Yeni bir akıllı telefon hep alıştığımızdan daha iyi, daha farklı olsun isteriz ama büsbütün yepyeni olmasını, alışkanlıklarımızı zorlamasını istemeyiz. Ne demişler: çalışıyorsa elleme.

Peki yeni yılda eskisinden hangi işlevli parçalar kalsın, belki biraz daha iyi olsun isterdiniz? Zor soru, değil mi? Yaşananları düşününce çoğumuz 2016’yı doğrudan çöpe atıp yepyeni bir yıl isteyecektir. Oysa 2016 da yepyeniydi, başından sonuna kadar başımızı döndürecek hızda “yeniliklerle” karşılaşıp durduk.

Yıl sonuna doğru bazı “yepyeni” şeyler oldu. Mesela bizim Ceren, sonunda yepyeni bir iş buldu: Bir mağazada tezgahtarlık yapacak, sigortalı, maaşı fena değil. Yalnız önünde iki aylık deneme süresi var. Ceren yılbaşında da çalışacak. Bu işte çok fazla çalışıyor çünkü daha önceki işinde performansı düşük olduğu için kaygılı. Kaygısı boşuna, ne kadar yüksek performans gösterirse göstersin sadece yılbaşı yoğunluğunu atlatmak için işe alındı ve 2 Ocak akşamı performansını beğenmedik deyip işten çıkartacaklar onu, hemen tüm mağazaların yaptığı gibi. Bunun böyle olduğunu kimse kimseye söylemiyor, siz görürseniz söyleyiverin ama.

Sigorta falan demişken, yeni yıl hediyesi gibi bir uygulama var, biliyorsunuz: Bireysel emeklilik. Zaten emeklilik dediğimiz şey kolektif değildi elbette, buradaki bireyselden kasıt, kendi paranızla kendi kendinizi emekli ediyorsunuz. Üstelik hiç uğraşmanıza, bir şeyler imzalamanıza falan gerek yok: Otomatik katılıyorsunuz, hükümetin size zorunlu bir yılbaşı hediyesi! Gerçi kim kime hediye ediyor belli değil, karşılığını peşin alıp yıllar sonra “hediyenizi” verecekler. Hediyenin küçüğü makbuldür deyip “cayma hakkınızı” 1 Ocak’tan itibaren iki ay içinde kullanabilirsiniz, ancak o zamana kadar 1000 liranın 30-60 lirasını kesebilecekler her ay, az değil. Ama tabii yıllar sonra geri öderlerken de kuş kadar olacak o. Bizden söylemesi. Bizim Nazlı gibi “Ceren’e üç beş bira ısmarlatır o parayı çıkartırım ben” diye düşünmüyorsanız biraz acele etseniz iyi olur.

Yeni bir uygulama daha geldi, daha doğrusu “geçici uygulamayı” geri almama. O kadar çok “winter is coming” demiş olacağız ki, hükümet buna bir önlem almak durumunda kaldı. Bundan sonra saatlerimiz hep yaza ayarlı, hiç kış gelmeyecek. Tabii bunun sonucunda sabah karanlığında elinize aldığınız bu yeni yıl kutlamasını okuyamadan atacaksınız belki. Bu iş de bizim Veli’ye yaradı: işleri yetiştirmek için, karanlık basana kadar daha çok vakti var artık. Elbette işveren için daha da faydalı; yoksa Veli kendi zamanından yiyor, üstelik fazla mesaisini bile alamıyor.

Yeniliklerin yanı sıra, bazı şeyler de artarak, büyüyerek, genişleyerek devam edecek gibi görünüyor. Yeni yılda yeni yollar, köprüler, tüneller, inşaatlar olacak, şüpheniz olmasın. Kent dönüşüyor, ama neye dönüşüyor anlamak zor. Trafik sorununu çözmek için zaten yeterince inşaat ve inşaat yokmuş gibi inşaat sorunu yaratıyorlar. Yaptıkları yollardan da ancak deposu gittikçe daha pahalıya dolan benzinli araçlarla ve “bireysel” olarak işimize gidebiliriz. Tabii bir de ücreti var: ama geçmeseniz de taahhüt gereği dolaylı olarak ödüyorsunuz bu Deli Dumrul köprülerinin parasını. Toplu ulaşıma yönelik yeterli yatırım yok, ama Metrobüs gibi bir “geçici çözüm”, yaşanan kazalara rağmen devam ediyor. Trafik sorununa bizim bir çözüm önerimiz var: İşe giderken yolda geçirdiğimiz zaman mesaiden sayılsın, trafik kazaları da iş kazası olarak kabul edilsin. Bakalım o zaman rant, kar ve tüketim temelli şehir ve ulaşım “politikası” sürebilecek mi.

Peki yeni yılda iş cinayetleri artar mı sizce? Eski yılda en az 1922 işçi öldü, meslek hastalıklarından kaynaklanan gizli ölümler bu sayıda yok tabii (Prof. Dr. İbrahim Akkurt bu sayının 20 bin! olduğunu söylüyor). Bizce artacak, çünkü işsizlik artıyor, “hadi hadi sistemi” daha bir yerleşiyor. Çalışırken “aile” olduğumuz, “aynı gemide” olduğumuz patronlar, kar ve rant düştüğü an leylek yavrusu gibi yuvadan veya kuru yükmüşüz gibi gemiden aşağıya itiveriyor bizi. İş güvenliği ve iş güvencesi birbirine böyle bağlı işte.

Beyaz yakalılar cephesinde ise “ölüm yoksa sorun yok” durumundayız. İşçi sınıfının giderek büyüyen bir kesimini oluşturuyoruz, ama çalışma yaşamından kaynaklı sorunlarımız olduğunu “kanıtlamamız” gerekiyor. Geçenlerde Aleyna’ların şirketinde iş güvenliği eğitiminde, yüzlerine karşı “bir güvenlik sorunu yaşamadıkları, madenlerde değil güvenli ofislerinde çalıştıkları” söylenmiş. Bunu tartıştık, ölümü gösterip sıtmaya razı etmek değil bu, daha da beter. Çünkü eğer “ölmediğimiz” için fazla mesaiye, performans baskısına, meslek hastalıklarına ve manevi bütünlüğümüzün tahribatına katlanmayı kabul edersek, madenlerde ve inşaatlarda daha fazla insan ölecek. Mobbingi, cinsiyet ayrımcılığını ve diğer ayrımcılıkları gündem yapmazsak, işten atılmayı zorlaştırmazsak, iş üzerindeki hakimiyetimizi artırmazsak herkes başına gelene katlanmaya devam edecek.

Konuştuk hep bunları. Bu yıl beyaz yakalılara dair herhangi bir hak düzenlemesi yapılmazken doğrudan istihdam vergilerimiz arttırıldı. İşsizlik fonlarının kullandırılmasında hiçbir kolaylık sağlanmadı ama işten atma daha da kolaylaştı. OHAL’le birlikte (sözde yasak olmasına rağmen) artık daha da kolay! 20 yıl çalışma zorunluluğu, 60 yaşında emekli olma hayali ile birlikte bu yeni koşullar hayatımızı daha da zorlaştırdı. Kıdem tazminatını burada anmak bile insanın içini cız ettiriyor. Bunlardan bahsedeceğiz tabii, en çok bunları konuşmamız lazım. “Biz de işçiyiz, biz de eziliyoruz” demek için değil, hakkımız olduğu için. Kendi hakkını ve huzurunu savunmak topluma karşı bir borç bugün: Kimse ezilmesin, ölmesin diye kendi hakkımızı savunmamız lazım.

Sizden ne haber? Zam, prim alabilecek misiniz bu yıl? Siz de yine aynı fazla mesai, trafik, asgariden yatırılan sigorta, performans ve söylentiler döngüsünde bir yıl daha geçireceğimizi mi düşünüyorsunuz? Ve tabii toplumsal hayatımız için biraz daha fazla korku, gelecek kaygısı, çaresizlik…

Size daha neşeli, cesaretli, umutlu seslenmeyi isterdik. Yeni yılda keşke hiç savaş olmasa, gencecik insanların dehşetle öldürüldüğü videolar dolanmasa, bombalar patlamasa, yoksulluk ve yoksunluk daha da yayılmasa, belirsizlik ve dezenformasyona boğulmasak… En önemlisi biraz daha incelik, saygı, rahatlık olsa, daha az yargılayıcı olsak birbirimize karşı… Ama bizim de pek bir iyilik beklentimiz yok açıkçası, eskiden olan kötü şeyler sürüyor, yeni şeylerde de pek iyilik görünmüyor. Tabii biz yine her ayın son Cuma günü aylık toplantılarımızı yapacağız, yeni arkadaşlarla tanışacağız, hemhal olacağız. istenatildim.org sitemiz aracılığıyla işten çıkarmalarda birbirimize destek olacağız, yol göstereceğiz, yalnız kalmayacağız. Yine deneyim paylaşımı atölyeleri yapacağız, film izleyeceğiz. Haklarımızı öğrenmeye, artırmaya, patronun gölgelemediği bir birliktelik kurmaya gayret edeceğiz. Yanlışlarımızla doğrularımızla kendimiz için, beyaz yakalılar için bir politika, yol geliştirmeye, bir arada durmaya çalışacağız -saatlere bakmayın, wintır iz kaming. Bir de yeterince cüretkar ama olabildiğince mütevazı olacağız, öyle konuşuyoruz. Bizim Hüseyin her zamanki gibi çokbilmişlik yapar belki ama “çok bilenimiz”, feyizli abilerimiz falan olmayacak yine. Zaten işte ya aşırı veya aşırı derecede örtük olduğundan hakkında hiç konuşulamaz olmuş hiyerarşiyle başetmeye çalışırken bir de Plaza Eylem Platformu’nda makamlar, gizli ajandalar falan oluşturamayız.
Bu ay bir istisna yapıyoruz: 29 Aralık Perşembe günü olacak aylık toplantımız. Malum, bayramlar, yılbaşı falan hep tatile denk geliyor önümüzdeki yıl (1 Mayıs hariç, o kadar yıl mücadelenin meyvesini bu yıl alacakmışız demek!). Bu yüzden Cuma’yı yakınlarımıza, alışverişe falan ayırdık. Yine canımızı yakan bir şey çıkıvermezse Cumartesi de eğleneceğiz elbette. Ama Perşembe akşamı bekliyoruz, buyrun gelin.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s