ÖZLEM

Mis gibi çay kokusu geldi burnuma. Saat  üç buçuk olmalı.

Ekrandaki sözleşme ,  müşterinin  sürekli  artan talepleri  , bizim şirketin de bu müşteriyi kazanmak için verdiği tavizler arasında  günlerdir , hatta  birkaç aydır gidip  geliyor.

İşimi seviyorum ama böyle başlayıp da bir türlü bitmeyen işler  enerjimi düşürüyor.

Hayriye Hanım hala şekersiz çay içtiğimi öğrenemedi, masama bıraktığı çay tabağındaki şekerleri ve kaşığı aceleyle  çaycı kadının  elindeki tepsiye bıraktım. Çayımdan bir yudum aldım. Bitsin de kurtulayım diye  en az  sekiz  kez önüme gelmiş  otuz sayfalık sözleşmenin  maddeleriyle   boğuşuyorum. Santral  AA İnşaat’tan Hüseyin Beyi bağlıyor, “Alo…Merhaba Hüseyin Bey” derken telefon kesiliyor. Sessiz moddaki  cep telefonumun ekranı ışıklanıp, sönüyor, arayan annem. Akşama  erken çıkıp marketten birkaç şey istese götürebilir miymişim diye soruyor. “Akşam  Yasemin’in piyano dersi var, erken çıkmam da hayal ,yetişebilirsem getiririm” derken santral  Hüseyin Beyi bağladı tekrar. Anneme “seni sonra ararım” deyip kapattım.  Ertesi sabah  dokuzda  bizim ofiste yeni projeyle ilgili toplantı  yapmak üzere sözleştik Hüseyin Bey’le.  Toplantı duyurusunu patronuma  e-postayla  bildirip, içimi şişiren sözleşmeye geri döndüm.

Karnım acıktı , şu çayın yanına biraz simit  ya da bisküvi  olsa…

Gene kiloları aldım,  hemen basenlerim doluyor birkaç kilo alsam bile.  İçinde yok yok olan çantamı karıştırıp,bulduğum  yarım paket -sunta tabir ettiğim – diyet bisküvisini  kemirmeye başladım.

Gözüm cep telefonuma ilişti,  gelen sms’te “akşama gelirken, beş  ortalı metod defteriyle Garantili Matematik Lise Giriş test kitabı alır mısın lütfen annişim?” yazıyor. Babası yok sanki, herşeyi benden ister bebeğim.  Bir arkadaşımın sık  sık kullandığı söz aklıma geliyor.

“Alçacık eşek, binmesi kolay.”

Kocam sanırsın  kraliyet soyundan gelmiş.   Alışveriş yapmayı sevmez. Kırk yılda bir yapsa da birkaç parçadan fazlaysa “Aaa.. Bu kadar çok şey alamam” der. Alsa da aldıklarında hayır olmaz. Hele birkaç ayrı noktadan istemişsem , bir günde bir  iş yapılırmış, ömrü yollarda mı geçecekmiş diye öyle çok söylenir ki sipariş vermekten vazgeçip, kendimi on yere ışınlamaya razı olurum.

Tabii bir de market poşeti taşıyamama durumu var. Ben anamdan ellerimde poşetlerle doğduğum için benim taşımam doğal ne de olsa.

Saat  beşi on  geçmiş. Akşam yemeğine dünden kalan zeytinyağlı fasulyenin yanına köfte-püre mi yapsam diye düşünürken, patronun asistanı aradı,  yarın sabahki toplantı için durum değerlendirmesi yapacakmışız, yarım saate  toplantı odasında olaymışım. Bu son dakika toplantılarına inanamıyorum yani.

Bugün de geç çıkacağım demek ki.

Piyano hocasını aramam lazım, ders  saatine yetişemiyeceğimi söyleyeyim.  Onlar başlasınlar, ders parasını bir sonraki derste veririm artık.  Son kısmı , yani ders parası kısmını söylerken yine sesim ezik bir ton alacak ya neyse.

Sözleşmeyi “ son-revize edilmiş hali” başlığıyla gönderip, arkama yaslandım.

Market ona  kadar açık nasılsa annemin siparişini bir koşu alıp, bırakırım ama kızımın kitapları yarına kaldı.

Gözüm laptopun ekranına yansıyan görüntüme takıldı. Yüzüm yorgun ve bakımsız geldi birden.  Kırışıklıklara takılmıyorum da yerçekimine karşı gelemeyen doku sarkmaları fena duruyor.

Naz’ın methettiği doktordan randevu mu alsam, yaptığı botoks uygulamaları çok doğalmış diyorlar. Bunca masraf varken, botoks fikri kötü geldi birden.

Doğum günleri, ev davetleri, ev almalar, düğünler derken hediye almaktan  elim cebimden çıkmaz oldu.  Bir de kıyamama durumum var ki kızıma hiç kıyamam, neyse ki makul çocuk, olmayacak istekleri yok ama  yine de isteklerini toplayınca zorlanmıyorum desem yalan olur.

Kocam bu konuda da kurumsal firma mübarek. Temel ihtiyaçlar için bile kılı kırk yarar, hobi, hediye gibi konular gündemine bile girmez .

Ben kim, botoks yaptırmak kim…Ofis asistanının telefonuyla düşüncelerden sıyrıldım,  AA İnşaat dosyalarıyla toplantı odasına doğru yollandım.

Neyse ki toplantı fazla uzamadı, masamdan çantamı alıp, ofisten adeta fırladım.  Gelen asansörün dolu olmasına aldırmadan,  insanların arasına sıkışıverdim. Çoğu benden genç ama benim kadar yorgun yüzlerle ondört  kat indik.  Çalıştığım şirketin Maslak’ta şık bir plazada  yeralması mesai saatleri içinde sanal bir dünyada yaşıyormuşum hissi veriyor, dış dünyaya adım attıktan sonra yeryüzüne inmiş gibi oluyorum. Buram buram ter kokan kadınlı erkekli kalabalığın içinde ilerlerken omuzumdaki çantama yapışmış, metronun gişelerine doğru yürüyorum.

Ayakta ve tutunacak yer bile bulamadan  birkaç durak gittikten sonra inebildim. Her sabah arabamı parkettiğim kat otoparkı metro durağının az ilerisinde. Topuklu ayakkabıyla katettiğim yollar artık gözümde büyümeye başladı,  biran önce arabaya varıp, yedekte tuttuğum babetlerimi giymek için sabırsızlanıyorum. Saate gözüm ilişiyor,  yedi  olmuş bile. Uçarak market alışverişini bitirip, anneme bırakıp,  evin yolunu tutmalıyım.

Annemin verdiği  üç-beş  parçalık sipariş için girdiğim marketten hesapta olmayan bir sürü poşetle çıktım yine.

Annemin sokağında şansıma  bulduğum park yerine birkaç hamleyle girip, aceleyle arabadan çıktım. Bagajdan anneme ait market poşetlerini kaptığım gibi binanın giriş merdivenlerini çıkıp, sağ elimdeki poşetleri yere bırakıp zile bastım. Otomatiğin sesinden önce, annemin “Kim o?” diyen sesini duydum pencereden. İki elim dolu olduğundan açılan gülle gibi ağır kapıyı  güçlükle itip,  merdivenlere doğru seğirttim. “ Cok güzel bir kabak dolması yaptım, bir tabak koyayım da  ye öyle git” diyen annemin yanağına bir öpücük kondurup, “Evde beni bekliyorlar anneciğim” derken   merdivenlerden inmiştim bile.

Sonunda evimin yolunu tutmuştum ki çalan telefonun ekranında  Tadilatçı Terzi Murat ismini  görünce paça boyu için verdiğim pantolonlarım aklıma geldi. Eve sapmadan yokuşu inip, trafik lambasının önünde  onbeş  saniyede bir yanan kırmızı lambaya söylenerek  anacaddeye  sapmayı bekledim. Küçücük dükkanının önüne geldiğimde  arabanın flaşörlerini açıp, Murat’ın şişman vücudundan beklenmedik çabuk hareketlerle   yaklaşmasını ve pantolonları arka koltuğa bırakmasını  izledim.  Eski İstanbul esnafı olan babasının işini devam ettiriyordu Murat. “Borcum ne oldu?” sorumu arkada yolunu tıkadığım arabanın klaksonu kesti.“Sonra verirsin ablacım , 30 TL “ dedi Murat. “Tamam “ deyip, hareket ettim.

Dar ara sokaklardan geri dönüp, yokuşun başındaki dört yol ağzındaki  trafik lambalarını ve oluşan kaosu aşıp  evimin sokağına girebildim. Neyse ki bina kapısının tam karşısında park yeri buldum. Park yeri konusundaki şansım hayatımın diğer konularında da olsaydı ne olurdu sanki, diye düşünürken yakaladım kendimi  yine.

Bagajdan aldığım market poşetlerini yüklenip, poşetlerin arasına sıkışmış araba anahtarına zorlukla iki kez basarak, kilitleyip kendimi karşı kaldırıma attım.

Birkaç kez bastığım  zile kızımın “Kim o?” demesi bir dakika ya sürdü ya sürmedi ama beni germeye yetti. Günün yorgunluğuna ellerimdeki alışveriş poşetlerinin ağırlığı eklenince, yorgun ve sıkkın bir sesle “Annen” diyerek, açılan kapıdan içeri önce poşetleri,  sonra kendimi soktum.

“Piyano hocam şimdi gitti” dedi kızım. Poşetleri antreye yere bırakıp, ayakkabımı çıkarmadan , kapıyı geç açtı diye içimden söylendiğim kızıma sarıldım, öptüm, kokusunu içime çektim. Tüm günün yorgunluğu gitti sanki üzerimden.

Odama geçip, kıyafetimi değiştirdim, siyah tayt ve üzerine siyah tişörtten  oluşan formalaşmış ev kıyafetimi giyip, elimi yüzümü yıkayıp, kendimi mutfakta buldum. Kedimi aradı gözlerim, “Pamuk nerde” diye seslendim  kızıma. Mutfağın girişinde duran kuru mama kabından etrafa saçılmış mamaları elimle toplayıp, kabın içine bıraktım.  Sürüne gerine mutfak kapısında belirdi Pamuk. “Kızım nasılsın?” diyerek başını okşadım çenesinin yanlarını kaşıtmaya çalışan kedimin. Mutfak taburesine kurulup, biblo pozuyla beni izlemeye başlayan kedimin mevcudiyeti içimi ısıtıvermişti yine.Buzdolabından kıvırcık salatayı alıp, sirkeli suyla doldurduğum yıkama kabına koyup, püre için çıkarttığım patatesleri soymaya başladım.

Sofrayı kurmaya başladığımda mutfak saati 8.20’yi gösteriyordu ve kocam Ali henüz gelmemişti. Telefonunu çevirirken  tüm gün boyunca hiç konuşmadığımızı düşündüm. Ne meraksız adam diye geçirdim içimden. Uzun zamandır devam eden ilgisizliği hiç hoşuma gitmiyor , arada ufak sitemlerle rahatsızlığımı ne zaman hissettirmek istesem, “istersen işe gitmem , bütün gün evde oturup seni ararım” gibi ters ve saçma  cevaplar  verdiği için ben de artık üstüne gitmiyorum  haliyle.  Uzun uzun çalan telefonu tam kapatmak üzereyken açıldı, nasılsın demeden “işim uzadı, beni yemeğe beklemeyin, gelince yerim” dedi . “ Peki” deyip, kapattım telefonu.

Kızımın ısrarla açık tuttuğu televizyonun mekanik sesinin izin verdiği kadarıyla günün muhasebesini yapıyorduk ki kapı zili çaldı. “Size gelebilir miyim Deniz teyze?” diyen karşı komşumun 6 yaşındaki oğlu Mete’yi içeri buyur edip, “Aç mısın Meteciğim, sana da tabak koyayım mı?” diye sordum. Yemek yemişler söylediğine göre  ama içime siner mi hiç, onun için de bir tabak koydum sofraya. Yasemin , Mete’yi kucaklayıp oturttu iskemleye. Minik bacakları  yere değmese de Pamuk’u  takip eden başı ve gözleri yere sabitlenmişti Mete’nin.

Kızım , “Eline sağlık anneciğim püre de köfte de çok güzel olmuş” diyerek  tabağındakileri iştahla silip süpürmüştü bile.

Çocukları kediyle beraber oturma odasına gönderip, sofrayı ve mutfağı temizlemeye koyuldum.

Ocağa sade bir Türk kahvesi koydum hemen, tatlı isteğimi bastırmak için.  Akşamları bu tatlı aşermek de neyin nesi bilmiyorum ama adet edindim  her akşam. Kahvenin taşmasını beklemeden köpüğünü koydum fincanın yarısına kadar, sonra tekrar ocağa sürdüm cezveyi.

Fincanın tabağına özenle hazırladığım cevizli günkurusu kayısılarımı dizdim, diğer elimde soğuk suyumla tam salonda yerimi alacakken kapı çaldı.

Gelen Ali’ydi nihayet. Yasak savar gibi yanaklarımdan öperken  hafif bir alkol kokusu geldi burnuma. İçerden sesini duyan çocuklar koşa koşa geldiler karşılamaya. Hevesle yaptığım kahveyi salondaki sehpanın üzerinden geri alıp, Ali’ye yemek hazırlamak için mutfağın yolunu  tuttum yine.

Şirketinden , Yasemin’in okulundan , güncel iktidar haberlerinden, kısacası genel geçer şeylerden konuştuk Ali yemeğini yerken. Her zaman böyle günlük konuşuruz zaten. Kendimiz hariç herşeyden. Duygularımız hariç herşeyden. Cinselliğimiz hariç herşeyden konuşuruz Aliyle. Senelerdir tutkuyla öpüşemediğimizden hiç konuşmayız. Birbirimizin omzunda hiç ağlayamamamızdan da…

“Eline sağlık” deyip, tabağını bile kaldırmayarak masadan kalkışına  öfkelenip, iç sesimle söylendiğim kocam, çoktan salondaki televizyonu açmış, sürekli maç yorumu yapıp, futbolcu eleştirerek para kazanan kanallardan birine kilitlenmişti bile.

Arkasından kirlenen ocağı, tezgahı tekrar sildim, temizledim, bulaşıkları makinaya yerleştirip çıktım.

Minik Mete kediyle ve Yaseminle biraz oynayıp, sıkılmıştı, “Ben eve gidiyorum Deniz Teyze” dedi yanaklarıma belli belirsiz öpücük kondururken. Yasemin ise odasında laptopun başında , kimbilir hangi alemdeydi.

Birden yorgunluk çöktü üzerime. Üzerime çökeni yorgunluk sanıp,  oturma odasına geçip kanepeye yayılmıştım  ki sabah işe giderken makinaya  koyduğum çamaşırlar aklıma geldi. Çamaşırlar çöktü üstüme.  Makinanın içinde daha fazla kırışmadan silkeleyip asmak için isteksizce  hamle yaptım ,  Ali çöktü üstüme. Zorlukla kalktım yerimden. Evet kalktım, kalktığımı hatırlıyorum hatırlamasına da  bu mis gibi deniz kokusu da nereden geldi diye düşünürken mecburiyetler çöktü üstüme.  Çıplak ayaklarıma baktım, ayaklarımı  yalayıp sonra geri çekilen sığ suda kendi aksimi gördüm. Kendim çöktüm kendi üstüme. Aldırmadım kendime, yürümeyi yeni öğrenen bebek ürkekliğiyle  yürümeye  başladım suyun içinde. Ufak bir adım. Bir adım daha…Ürkekçe…  Ürkek ama  özgürce.  İrili ufaklı beyaz çakıltaşlarına aldırmadan… Öylece…Özgürce… Sadece ben, ayaklarım, bir de özgürlüğüm.

LALE TESELYA

19 Eylül 2014

Lale Teselya’nın “Özlem” isimli öyküsü Doğan Kitap tarafından yayımlanan Külkedisi Manifestoları’nın 1. baskısında (Ekim 2015) yayımlanmıştır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s