Pazarımızı yedirmeyiz!

Pazarın tatil olarak tanındığı yasanın kaldırılmasına karşı basın açıklaması yaptık. Aşağıda basın açıklaması metnini ve basına gönderdiğimiz bülteni, açıklamanın videosunu ve fotoğrafları bulabilirsiniz.

 

Pazar tatili çocuğumun hakkı

Beyaz yakalılar Hafta Tatili Kanunu’nun kaldırılmasını protesto etti.

1924’te kabul edilen Hafta Tatili Kanunu’nun kaldırılması üzerine beyaz yakalılardan oluşan Plaza Eylem Platformu İstanbul Unkapanı’nda basın açıklaması yaptı.

 

 

Daha önce zeytinliklerin korunmasının kaldırılmasıyla gündeme gelen Sanayinin Geliştirilmesi Kanunu, işçilerin 6 günden fazla çalışmasını yasaklayan ve Pazar gününü tatil ilan eden kanunu da kaldırmıştı. İstanbul’da toplanan beyaz yakalılar, kanunun kaldırılmasını protesto ederek “hafta sonu tatilimizi yedirtmeyeceğiz” dedi. Beyaz yakalılar, zeytinlikler kadar tatil hakkının da kökleri olduğunu vurguladı, bu kanunun kaldırılmasının bir “köksüzleştirme” olduğunu savundu.

Beyaz yakalılar, ortak tatil günü vurgusu yaptıkları açıklamada hafta sonu tatilinin toplumsal bir hak olduğunu söyledi, “Kadim dinler kadar modern toplumsal yasalar da ortak hafta sonu tatilini yani çalışmanın istisna olduğu toplumsal bir günü, yedi günün yedincisini işçiye ve topluma ait bir hak ve bir zorunluluk olarak görmüştür,” ifadelerini kullandı.

İş yasasında var olan 24 saatlik iznin hafta sonu tatilinin yerine geçemeyeceğini vurgulayarak “24 saat, gün doğumundan gün batımına insani, doğal ve toplumsal bir zamanı ifade etmez.” dediler. Hafta sonu tatilinin Cuma gününe alınacağına dair söylentilere de değindiler. Beyaz yakalılar, dini vecibenin hafta sonu tatiline ikame edilemeyeceğini hatırlatarak “Hafta tatili mazeret günü değildir, toplum olmanın zorunlu koşullarından birisidir,” dediler. Hafta sonu tatilinin başka yasalarda da düzenlendiğini, ancak iş kanunuyla “esnetildiğini” iddia eden beyaz yakalılar, “Hafta tatilimizin günü bellidir: Her hafta sonu sinemaya gideceğiz, etkinliklere katılacağız, dostlarımızla buluşacağız, ailemize vakit ayıracağız. Biz toplumuz, yaşıyoruz, nefes alıyoruz. Hayatımızı size yedirtmeyiz.” dediler.

Beyaz yakalılar “Pazar tatilimizi yedirtmeyiz”, “Hafta sonu tatili toplumsal haktır”, “İzin değil, lütuf değil, tatil”, “Hafta sonu tatili çocuklarımızın hakkıdır”, “Tatil yoksa niye çalışayım?” yazılı dövizler taşıyıp sloganlar attılar.

Kaldırılan Hafta Sonu Kanunu, Pazar gününü tatil ilan ederek 6 günden fazla çalışmayı yasaklıyordu. Bu kanunun yanı sıra “Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun” da Cumartesi öğleden başlayarak Pazar gününü tatil ilan ediyor, ancak yaptırım öngörmüyor. Borçlar Kanunu ve 2003’te kabul edilen İş Kanunu hafta sonu tatilini esneterek fazla çalışmayı mümkün kılıyor.

 

Basın açıklaması tam metni:

 Basına ve Kamuoyuna;

İşçi sınıfının 150 yıllık bir kazanımını Cumhuriyet’in ilk yılında kabul edip düzenleyen 1924 tarihli ve 394 sayılı yasa kaldırıldı. 65. Hükümet ve 26. Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi, kabul ettiği bu son düzenlemeyle tarihe geçmiştir. İşverenlerin şımarık taleplerini teker teker yasa haline getiren Sanayinin Geliştirilmesi Kanun Tasarısı mecliste kabul edilmiştir. Bu tasarı, Hafta Tatili Kanunu’nu kaldıran ilk maddesinden önce zeytinlikleri sanayiye peşkeş çeken maddeleriyle gündeme gelmişti.

Hükümet, yüzlerce yıllık zeytin ağaçlarını kökünden sökmeyi ve çalışmayı topluma bağlayan kökleri yolmayı aynı yasa maddesinde bağladı. Ülke çapında ortak hafta tatili, işçinin dinlenme hakkı olduğu kadar çalışanları topluma bağlayan toplumsal bir hak ve düzenlemedir. Kadim dinler kadar modern toplumsal yasalar da ortak hafta sonu tatilini yani çalışmanın istisna olduğu toplumsal bir günü, yedi günün yedincisini işçiye ve topluma ait bir hak ve bir zorunluluk olarak görmüştür. Ama bir ülkenin şımarık işverenleriyle bir olan hükümeti bu zorunluluğu tanımadığını ilan ediveriyor. Bunun izinlere, ruhsat ücretlerine ve cezalara atıf yapan gerekçesi de utanç vericidir, utandığımızdan burada dillendirmiyoruz bile.

Çalışanların, ailelerinin ve tüm toplumun çok iyi bildiği gerçek ihtiyaç ve kural şudur: Herkesin ortak tatil yapacağı bir gün olmak zorundadır ve vardır. Bu tatil Pazar günüdür. Pazar günü mazeretsiz ve izinsiz olarak tatildir, tatilimizi yedirmeyiz. Elbette Pazar günü çalışma da olacaktır, ancak kural değil istisna olarak. Pazar günü işçi çalıştırmaktan kazancı olan işveren topluma ve işçiye borçlanır. Ruhsat ve fazla mesai ücretleri bu borcun ve yükümlülüğün ifadesidir.

Asgari ücretten vergi almayı işçiye mali bir yük olarak görmeyen hükümet, işverenin her mali yükünü, işverenin topluma karşı her türlü yükümlülüğünü kaldırmayı neden kendine dert edinir, anlamak mümkün değil. Ancak, çalışanların haklarını korumakla görevli sendikalar ve danışmanları kadar, vicdani yükümlülükleri bir yana yasal görevleri iktidarı dizginlemek ve halkı uyarmak olan milletvekilleri, ne yazık ki uyumaktadırlar. Bu yasal düzenlemeler ideolojik çekişme konuları veya dengelenebilir pazarlık mevzuları değildir. Bir köksüzleştirmeyle karşı karşıyayız. Zeytinleri köksüzleştiren aynı yasa, hafta tatilimizi ve eşimizle dostumuzla paylaşacağımız anları kökünden söküyor.

Sendikaların ve muhalefetin görevini layıkıyla yerine getirmediği durumda hafta tatilinin elimizden kayıp gidivermesini bazı söylentilerle veya bu değişikliğin pratik çalışma hayatını çok da değiştirmeyeceğini düşünerek geçiştiriyoruz. Örneğin Cumhuriyet’in kuruluşundan beri garanti altına alınmış olan hafta tatilindeki düzenlemelere bakarak Müslümanların dini vecibelerini yerine getirmeleri için Cuma’ya alınabileceği söylentileri, birbirimizi oyalamaktan başka bir işe yaramıyor. Cuma namazını hafta tatiline ikame etmek, toplumsal bir ortak günden vazgeçerek dinlenme hakkını bir mazerete bağlı kılmak anlamına gelir. Hafta tatili mazeret günü değildir, toplum olmanın zorunlu koşullarından birisidir. Mazeretsiz hafta tatilini işverenin dini vecibelerimi yerine getirmem için bana zaman sunma ihtimaliyle, işverenin bir lütfuyla değişmek, benim için herhalde en anlamsız alışveriş olacaktır. Bu durumdaki kaybımız tartıya vurulabilir bir kayıp değildir. Hafta tatilinin kaybına sessiz kalma lüksümüz yoktur.

Haftalık tatilin iş kanununda zaten düzenlendiğine inanarak da kendimizi yatıştırmaya çalışıyoruz. Ancak 4857 sayılı İş Kanununda hafta tatiline yapılan göndermeler kaldırılan 394 sayılı kanuna ilişkindir. Onun dışında iş kanununda düzenlenen “24 saatlik” tatil, hafta tatiliyle aynı nitelikte değildir, ona ikame edilemez. İş kanunundaki bu düzenleme toplumsal bir nitelik taşımaz. Bu düzenleme, tümüyle işçiye ait olması gereken dinlenme zamanını tümüyle işverenin eline bırakmaktadır. Ortak tatil günü olarak hafta tatili, işçinin dinlenme hakkını toplumsal bir hakka çevirerek garanti altına alırken “24 saatlik” dinlenme işverenin bir lütfu olarak görünür, garantisi yoktur ve denetlenmesi zordur, işçinin aleyhine kullanılacağı kesindir. 24 saat, gün doğumundan gün batımına insani, doğal ve toplumsal bir zamanı ifade etmez. Bir makinenin bir dişlisinin sonsuz zamandaki herhangi bir döngüsüne denk düşer ancak. Mesela günü sürekli değişen ve bir öğlen ikiden ertesi öğlen ikiye kadar süren bir “hafta tatili” kimin ihtiyacıdır?

Kaldırılan Hafta Sonu Kanunu, Pazar gününü tatil ilan ederek 6 günden fazla çalışmayı yasaklıyordu. Bu kanunun yanı sıra “Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun” da Cumartesi öğleden başlayarak Pazar gününü tatil ilan ediyor, ancak yaptırım öngörmüyor. Borçlar Kanunu ve 2003’te kabul edilen İş Kanunu hafta sonu tatilini esneterek fazla çalışmayı mümkün kılıyor.

Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun, çalışanlar için bir ve aynı gün, yani Pazar günü hafta tatilinin elimizde kalan tek hukuki güvencesidir. Bunu da diğer yasalarla “esnetmeye” çalışıyorsunuz. Yasaların sizin istediğiniz gibi yapılmasına izin vermeyeceğiz. Hafta tatilimizin hangi gün olacağını “planlamayacağız” veya sizin dilediğiniz gibi planlamanıza izin vermeyeceğiz. Hafta tatilimizin günü bellidir: Her hafta sonu sinemaya gideceğiz, etkinliklere katılacağız, dostlarımızla buluşacağız, ailemize vakit ayıracağız. Biz toplumuz, yaşıyoruz, nefes alıyoruz. Hayatımızı size yedirtmeyiz.

Hukukun çatırdadığı, adaletin temelsiz kaldığı, toplumun köksüzleştirildiği, işverenin şımartıldığı; sadece ve sadece çalışanın dikili ağacının kalmamasının garanti edildiği bir ülkede biz işçilerin söyleyeceği tek bir şey kaldı: Bizler örgütleniyoruz, güçleniyoruz. Kökümüzü sökseniz de ellerimiz birbirine kavuşuyor. Zeytinliklerimizin kökünden edilmesine izin vermediğimiz gibi hafta tatilimizi de kaybetmeyeceğiz. Unutmayın: Bugün sizinse yarın bizimdir; toplum biziz, biz yoksak siz de yoksunuz.

DDEnNsbXcAA-dVW

Plaza Eylem Platformu

24.06.2017 Unkapanı İstanbul

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s