Unutmazlar, unutmayız, unutmam.

Bu bildiri 140 karakterde yatıştırılmaya alışmış bünyelerimiz için biraz uzun, çünkü bazı yaralar kolay kapanmıyor. İnsanların ölümüne sebep olabilen, ruhsal bunalımlara yol açan çalışma hayatımızı ve buna karşı neler yapılması gerektiğini kısaca anlatmayı beceremedik. Kaybımız büyük, yaramız açık, kızgınız, affederek okuyun.

Geçen hafta medyaya Yapı Kredi’de çalışan Nadide Kısa’nın vefat haberi düştü: Vefat sebebi olarak zorlaştırılan çalışma koşulları ve mobbing gösteriliyordu. Nadide Kısa, işi olmadığı halde satış hedefleriyle bunaltılmış, yetmezmiş gibi ulaştığı derecenin çok altında konumlarda çalıştırılmıştı. Aşırı çalışmasını mümkün kılmak için sürekli baskı, “temiz, usulüne uygun” hakaret, aşağılama ve tehdit altında bırakılmıştı. Sonunda işten eve döndüğünde beyin kanaması geçirmiş ve hayatını kaybetmişti.

Buna benzer bir haber belki yirmi yıl önce bu kadar inandırıcı olmazdı. Ama Nadide Kısa yalnız değil. Tüpraş’taki patlamayla beraber bu sıralar ölüm saçan Koç grubu elbette Nadide Kısa’nın çalışma koşullarının vefatına sebep olan rahatsızlığı tetiklediğini kabul etmiyor, etmeyecek. Ama bizim emin olmak için bir cinayet soruşturmasına ihtiyacımız var: Nadide Kısa neden, nasıl öldürüldü ve bu cinayet nasıl gizleniyor? Bu bildiriyi okuyan sizler ve bizler Nadide Kısa’nın hayatını kaybetmesine aşırı çalışmanın sebep olabileceğini biliyoruz. Kendi hayatlarımız ve şahit olduklarımız bize en güvenilir ipucunu veriyor.

Son zamanlarda bireylerin çalışmaktan kaynaklanan manevi ve fiziksel yıkımları sık sık haber oluyor. Örneğin, Japonya’da Miwa Sado aşırı çalışmaktan dolayı hayatını kaybetti, son bir ayda 159 saat fazla mesai yapmış ve sadece iki gün izin kullanmıştı. Daha önce Matsuri Takahashi haftalar boyu 100 saatten fazla mesai yaptıktan sonra depresyona girip intihar etmişti. “Orası Japonya” demeyin, 2015’te ING Bank’ta çalışırken intihar eden Levent Turan’ı hatırlayın. İSİG Meclisi bir raporunda Türkiye’de 2013 – 2015 yılları arasında toplam 324 kişinin çalışmayla bağlantılı olduğu düşünülen kalp krizi ve beyin kanaması nedeniyle yaşamını yitirdiğini açıkladı. İntiharlar dahil değil. Japonya’da hiç değilse bunun bir adı var: Aşırı çalışma sonucu ölümlere “karoshi” deniyor ve yasada yeri var. Biz her şeyi “biz bir aileyiz” diyen şirketlerimizin içine gömüyoruz, sanki bir Japonya değilmişiz gibi yapıyoruz.

Kamu veya özel sektör fark etmiyor, işletmeler iş yerlerinde ve çalışanlar arasında çatışmalı bir ortamı besliyor. İş yerlerinde mobbinge “yatırım” yapıyor, rekabetle çalışmayı hızlandırıyorlar. Yasaları kendilerine göre düzenliyor, gerektiğinde şirkete özel yasa yaptırıyorlar. İşten çıkarma kolaylaştıkça iş yerini daha kanlı bir savaş alanına çeviriyorlar. Kara liste gibi ayıplı uygulamalarla çalışanları işyerine bağımlı kılıyorlar. Daha çok çalışalım diye duygularımızla oynuyorlar. Memnuniyet anketlerinde zorla “mutlu” edilirken sürekli yetersiz hissetmeye zorlanıyoruz. Sürekli çelişkili talimatlar altındayız: Hem “rekabet” hem de “uyumlu takım çalışması” yüceltiliyor. Hem müşteri odaklılıktan bahsedilip müşteri her zaman haklıdır deniyor, hem de şirket için müşterileri dolandırmamız bekleniyor.

İşletmeler her şeyimizi işe vermemizi istiyor; kişiliğimizi, kimliğimizi, duygularımızı ve benliğimizi işe çağırıyor. Kendi benliğimizle işe gittiğimizde de ona karşı savaş açıyorlar. Bu yıkıcı savaşı gizledikleri oranda Nadide Kısa’nın vefatının gerçek sebeplerini de gizliyorlar. Aynı gemideyiz, bu doğru. Ama geminin nereye gideceğine karar verenler aynı zamanda katil ve her seferinde cinayet delillerini gizleyip yola devam etmeyi deniyorlar. Şu haber ve başlığı, çalışma hayatımızın tam bir özeti:

Stajyer mühendisin cenazesini poşete sarıp Sri Lanka’ya bırakan gemi yoluna devam etti!

TGM Denizcilik firmasının Panama’dan Hindistan’a sıvılaştırılmış amonyak gazı taşıyan “Gas Cat” gemisinde staj yapan 24 yaşındaki elektrik-elektronik mühendisi Delil Arslan, gemi Sri Lanka açıklarındayken bir iş cinayetinde hayatını kaybetti. Gemi yönetimi Delil Arslan’ın cenazesini bir poşete sararak Sri Lanka’da bıraktı ve yoluna devam etti. Arslan’nın ailesi Sri Lanka’ya oğullarının cenazesini almaya gitti.

İşletmeler bize, bizim duygularımıza karşı, bizden habersiz açtıkları savaşı artık gizleyemiyorlar. Her kaybımız bir savaş ilanı gibi duyuluyor. Ekonomik ve sosyal haklarımızı kırpıp durdukları yetmezmiş gibi şimdi de duygularımızı, kişiliğimizi ve benliğimizi fethedeceklerini düşünüyorlar. Oysa kayıplarımızı aklımızda tutuyor, kendi benliğimizin bir parçası kılıyoruz.

Bu yeni “cephede”, benliğimizi ve kişiliğimizi korumak için istemesek de bir mücadelenin içinde buluyoruz kendimizi. Kayıplarımızın çokluğuna bakılırsa bir çeşit ölüm kalım meselesi bu artık. Şikayetlerden bize, mutluluktan kendine pay çıkaran işletmelerin mutsuzluğumuzun sebebi olduğunu ilan ederek adil bir mücadele için bazı taleplerimizi sıralayacağız şimdi de.

Son Tüpraş ‘saldırısı’ bazı şeyleri açık etti. Saldırı derken 4 kişinin ‘hadi hadi sistemi’ yüzünden iş cinayetine kurban gitmesinden bahsetmiyoruz sadece, sonrasında ‘hadi hadi’ denilerek çalışmanın sürdürülmesinden de bahsediyoruz. Tüpraş’ta da (şimdilik) 4 kişiyi öldüren patlamanın sadece bir kısımda gerçekleştiğini, üretimin bütününü etkilemediğini söylemişlerdi. Şirket iş cinayeti sonrasında sadece “piyasayı rahatlatacak” açıklamalar yaptı, ancak işçiler ve toplum rahatlamadı. Tüpraş itibarını koruyacak olanın çalışmanın aksamadan sürmesi olduğunu zannetti. Cesetleri kıyıya bırakıp üretimi sürdürdü. Oysa benzer olayların yaşanmaması samimiyetle isteniyorsa acıların gereğince yaşanabilmesi ve ölenlere ve yaralananlara saygının ifade edilebilmesi için çalışmanın durdurulması gerekirdi. Ertesi gün çalışanlar işe başlamayı reddetti. İlla yabancı devlet başkanı falan ölmek zorunda değil, yas hakkımız var.

Koç grubu, Nadide Kısa için bir ölüm ilanı verdi, yarattığı tahribatın çalışanın en yakınları tarafından bile görünemeyecek olmasına “yatırım” yaptı. Koç grubu arkadaşlarına yapılan mobbinge ve arkadaşlarının kaybına şahit olan çalışanlar için bir şey düşündü mü? Yoksa gemi yola devam mı ediyor?

İşletmeler cinayetlerini gizlemek için kişilik özelliklerimize, örneğin naif ve kırılgan oluşumuza veya tembelliğimize, tedbirsizliğimize vurgu yapıyor. İşi hızlandırmak için planyanın muhafazalarını söken işçiyi ölünceye veya kolu kopuncaya kadar alkışlıyorlar. Bize yaşattıkları her şeyden yine bizi sorumlu tutuyorlar. Oysa naif bir çalışan, naif olduğu için mobbinge uğramıyor, mobbinge uygun bir çalışma ortamında daha kolay kurban seçiliyor sadece. Mobbingin de, depresyonun da, antidepresan (ve vitamin) kullanmadan çalışamıyor oluşumuzun da, mutsuzluğumuzun da tek çaresi, işletmenin benliğimizden elini çekmesi! İşletmeden bağımsız ve habersiz, benliğimizi işletmenin çıkarlarına adamayacağımız, çalışanlar arası rahat ilişkiler kurmak hakkımız.

Aşırı çalışmaya karşı mazeretsiz izin kullanmak da hakkımız. Sadece kendi dertlerimiz ve çalışmadan bunaldığımız anlar için değil, işletmelerle duygusal mücadele verirken yaşadığımız kayıpların acısını yatıştırmak için de. Çalışırken ölmek istemiyoruz.

“İşten sonra çalışmamak istiyoruz.” Mantık bulmacası gibi olan bu cümle de yirmi yıl önce kurulamazdı belki. Mesai bittikten sonra bilgisayarda, telefonda işle ilgili herhangi bir “uyaran” görmek istemiyoruz. Dinlenmek hakkımız.

Fazla mesaiye zorlandığımız yetmezmiş gibi işletme için yasayı çiğnemeye zorlanıyoruz. Devlet kurumları yasal sınırı aşan sürelerde fazla mesai yapabilmemiz için akşam işten çıkmış gibi turnikeye basıp çalışmaya devam ettiğimiz iş yerlerimizi görmüyor mu?

Kendimiz için, iş arkadaşlarımız için ve toplumun mutluluğu için çalışma düzenini “düzeltmek” ve her bir Nadide’yi zarar görmeden önce fark etmeye, anlamaya hazır olmak zorundayız. Başka kayıplara engel olmak için gözümüz işletmelerin ve birbirimizin üzerinde olacak.

Burada söylediklerimizi, 18 Ekim 2017 Çarşamba günü Nadide Kısa’yı anarak Yapı Kredi’ye karşı basın açıklamamızda hep beraber söyleyeceğiz. Gelin, katılın, birbirimizi yalnız bırakmayalım. Öğle tatilinde, saat 12:30’da Levent Çarşı metro istasyonu çıkışında buluşacağız.

Bitmedi, daha yeni başlıyor.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s