Bugün Ofiste Yanlışlıkla Maaşımı Söyledim – Ahmet Kemal

Bugün ofiste yanlışlıkla maaşımı söyledim. Sesli bir şekilde dolar ve euro kuru üzerinden ne kadar maaş aldığımı hesaplıyordum. Benden başka kimsenin matematik bilmediğini düşündüm galiba bir an. Halbuki zehir gibi insanlardı.

Sonra bir tedirginlik hali sardı Konunun değişmesini sabırsızlıkla bekledim, saçma sapan manevralar yaptım, neyse ki herkesin yüzünde hınzır bir gülümseme ile konu değişti. Sonra düşündüm, babamın çalıştığı santralde herkes birbirinin maaşını bilir. Taşeron maaşlarının arttırılması için eylemler bile yapılmıştı. Oo bilmem kim usta yine mesaideymiş, A lirayı kaptı bugün geyikleri herkesin dilindedir. Peki, ben bu kültürün içinde büyümüş bir insan olarak, az çok sınıf nedir, kim hangi taraftadır, kim kimle mücadelededir tahmin yürütebilecek biri olarak neden tedirgin oldum? Sonrasında aklıma geldikçe neden sesli konuşmaya başlayıp bu düşünceyi zihnimden atmakla uğraştım? Ben maaşımı ne olarak görüyorum, bu tedirginliğin kaynağı şirketin çok zekice bir stratejiyle koyduğu yasağı deldiğim için cezalandırılacağımı düşünmem mi? Şirket insanların kendi koyduğu bir yasak yüzünden maaşlarını birbirlerine söylemediğini düşünecek kadar salak mı?

Değildir herhalde. Hepimizi sürekli denetleyemeyeceğini o da biliyor elbet. Bu yasak nasıl içime işlemiş olabilir peki? Hadi soruyu biraz daha genelleştirelim, nasıl oluyor da ben maaşımı söylerken kendini kandırılmış, sanki yalanım yakalanmış gibi utanmış halde buluyorum?

Bunun nedeni çalışma ile ücret arasındaki bağda yaşanan bir değişim olabilir. Ofiste, iş yaşamında kimin ne maaş aldığına dair dönen birçok dedikodu, kimin hangi maaşı neden aldığının nesnel bir ölçütünün olmadığını ima eder. Herkes bireysel bir pazarlıktaki kurnazlığının ödülü olarak görüyor maaşını, böylece soru şuna dönüyor: Kazıklanıyor muyum ya da kazıklıyor muyum? Böylece sorun hiçbir zaman biz solcuların alışık olduğu marksist kavramlarla formüle edilemez oluyor. Emek, artı değer, sermaye görünmez oluyor, hak ettiğini alabilmek ya da alamamak ne kadar iyi pazarlık yapabildiğini göre değişir hale geliyor.

Böylece, en azından bazılarımız için ekonomi dahil olduğumuz bir oyuna dönüyor. Ekonomi oyununu oynamak için kurulmuş özne konumlarına birer birer yerleştiğimiz, kendi çıkarının bilincinde ve bunu savunabilecek güçte kişiler arasındaki bir oyuna dönüyor. Liberal mülahazalardaki özne, hukuk önünde eşit özneyken bir anda ekonomik girişimcilikte hepimiz eşit pozisyonda başlamış yarışçılara dönüyoruz. Geri kalan doğrudan kendi becerimiz ve beceriksizliğimizle ilgili oluyor. Maaşım düşükse ben beceriksiz miyim? Peki az önce ben insanlara beceriksiz olduğumu mu itiraf ettim? Ya da onlara siz benden daha beceriksizsiniz mi dedim? Maaş neden benim mücadele hatlarımdan biri olmuyor?

Beyaz yakalıdaki emek ile ücret arasındaki bağın muğlaklığı ücretin mücadele hatlarından biri haline gelmesinin önünü tıkıyor. Herkesin birbirinin maaşını bilmesi doğrudan böyle bir mücadele hattını kurmayacak elbette. Ancak buradaki ayrı gayrılığı sorun etmek gerek. Maaşı istediğimiz ya da istemediğimiz bir işte harcadığımız enerjinin üretkenliğinin patrondan koparabildiğimiz kadarı olarak mı yoksa harcadığımız emekten bağımsız bir pazarlığın başarısı olarak mı görüyoruz?

İnsan sermayesi kavramı, yani kimsenin emek öznesi olmaması, herkesin bir mekana, bir işletmeye ama günün sonunda kendine yaptığı yatırımın karşılığını alıyor gibi görünmesi sınıfsal yarılmaları bireysel konumlara dönüştürüyor. Yani hepimiz sermayedar oluyoruz, neoliberalizm sınıfsal ayrımları böylece görünmezleştirebiliyor. Hepimiz duygular, reaksiyonlar üreten bir beden fabrikasının sermayedarıyız. Kimse emeğiyle geçinmiyor böylece, herkes kendine yaptığı yatırımın faizini alıyormuş gibi ekonomi oyununa dahil oluyor. Maaş da bu yatırımın her ay getirdiği kâra dönüşüyor.Böylece ben maaşımla nasıl bir girişimci olduğumu ilan etmiş oluyorum. Benim bedenimin, zihnimin (en nihayetinde ikisi de aynı şey) aylık kârını ilan etmiş oluyorum. Eğer maaşım düşükse girişimci olup batan enişteler gibi hakkında sessizce konuşulan birine dönüşüyorum ya da yüksekse maaşımı neden haketmediğimin gerekçeleri kulaktan kulağa dolaşıyor. Çünkü maaş sınıfsal bir ilişkinin sonucu olarak ortaya çıkmıyor, tam da benim kendi sermayemin getirisi oluyor. Böylece bütün toplum tek bir sınıfmış gibi kavranabilir hale geliyor. Hepimiz burjuvayız, ama bazıları daha burjuva.

Mücadele hattını nasıl örebiliriz? Öncelikle maaşın üretimden gelen değerden artı değerin çıkarılması, yani sermayenin kârını alıp posasını bize verdiği sınıfsal bir ilişki olarak anlamakla. Kazıklanıyorsak hepimiz kazıklanıyoruz, kazıklanmasak zaten kapitalizm var olamazdı. Böylece kimse sermayeyle tek başına mücadeleye girmek zorunda kalmayacak. İkinci olarak da bu maaşı gizleme gibi birçok yönetim stratejisini deşifre ederek. İnsan ofiste biraz etrafını gözleyince bu stratejilerin bir sürüsüne şahit oluyor. Bunlar üzerine biraz düşününce yanındaki masada oturanla kendini ayırırken en çok bu stratejilerin üzerinde etkili olduğunu görür hale geliyorsun. Sonuçta 150 yıldır anlatılan bizim hikayemizdir, sadece benim değil.

15.04.2018

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s