Garanti Bankası çalışanı Ahmet Öncül için basın açıklamamız

Akıl ve beden sağlığımız işten önemlidir. “Ekonomi” bahane edilerek yoğunlaştırılan iş yaşantısı bizi, ruhumuzu ve bedenimizi yıpratıyor. Ailemiz ve yakınlarımız bile anlamayabilir, ama iş arkadaşlarımız ne yaşadığımızı bilir. Birbirimize sahip çıkalım, birbirimizi kollayalım, sağlık problemlerimizi, iş yükümüzü takip edelim, birbirimizle konuşalım, birbirimizi dinleyelim. Paylaşmak iyi gelir. 

İş yerinizde sizin veya arkadaşlarınızın yaşadığı problemleri iş arkadaşlarınızla paylaşmaktan, bize ve emek dostu başka kurumlara iletmekten çekinmeyin. Paylaşmak çözümün yarısıdır, çünkü bu sorunların bireysel çözümü yoktur. Paylaşmak iyi gelir. 

Tıpkı Nadide Kısa ve diğerleri gibi Ahmet Öncül’ü arkadaşımız olarak görüyoruz. Basın açıklamamız da kendi derdimizi toplumla paylaşma, yardım ve dayanışma isteme çabamızı ve “hakkımızı” ifade ediyor. Paylaşmak iyi gelir.

Basına ve Kamuoyuna,

Garanti Bankası’nın İstanbul 4. Levent şubesinde çalışan Ahmet Öncül kalp krizi geçirdi. 43 yaşında ve 2 çocuk babası olan Öncül hayatını kaybetti. Ahmet 11 yıllık çalışandı. Yakınlarına başsağlığı ve sabır diliyoruz.

“Garanti Bankası, her yıl kâr oranlarında birinci olmak için yoğun çaba sarf ediyor.” Bir yerde buna benzer bir cümleyle karşılaşırsanız, sözü geçen kuruluşta insanlık dışı çalışma koşullarının olduğundan emin olun. Duvarlar, masalar ve makinalar kâr edemez, çaba sarf edemez. Ahmet de iş arkadaşları gibi Garanti Bankası’nın efendilerinin kâr hastalığının semptomlarını taşıyordu. Bugün kimse bizi onun eceliyle öldüğüne temin edemez. Ne yaparsanız yapın koridorlarda, yemek masalarında, çay molalarında Ahmet’in neden öldüğünü tartışacağız, kendimiz ve iş arkadaşlarımız adına kaygılanacağız.

Ahmet yetki ve sorumluluğu yüksek bir KOBİ portföy yöneticisi iken Şubat ayında “kıdemli müşteri danışmanı” yapıldı. Garanti Bankası geçen yıl Mart ayında İspanyol BBVA şirketine satılmıştı. Bu satıştan sonra banka içinde çatışmalı ve gergin bir çalışma ortamı yaratılmış, kurumsal mobbing ve satış baskısı artırılmış, çalışanlara kimisi ince kimisi kaba hakaretler edilmeye başlanmıştı. Peşpeşe istifa haberleri geldi, çalışanların isyan mektupları yayınlandı. Yetkinliğe bakılmadan herkes satışla ilgili işlere zorlandı, çalışan sayısı azaltılırken çalışanların sorumluluk ve iş yükü artırıldı. Kâr oranlarını yüksek tutmak ancak yoğun bir satış baskısıyla mümkün oluyor. Banka içinde gişelerin yerini masalar alıyor, her masa gişeye dönüşüyor, her çalışana satış kotaları veriliyor. İş tanımının kalmadığı, kıdemin anlamının olmadığı böyle bir çalışma düzeni ancak çalışanların aralarındaki rekabet insanlık dışı seviyelere ulaştırılarak ve çalışma değersizleştirilerek sağlanabilirdi. Banka yöneticileri kâr istiyordu, ama bunun yerine mutsuz, isteksiz, mecburiyet içinde ve kendini değersiz hisseden insanlar buldular.

Ahmet’in kalp krizinden kaybı medyanın gündemi olamayacak. Ama Garanti Bankası son günlerde hızlı hisse satışları ve borsa düşüşleriyle gündemde. Her yıl kâr oranlarında birinciliği yakalayan Garanti Bankası, batık krediler ve ekonominin genel durumundan dolayı zorda. Kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s, Garanti Bankası’nın sorunlu kredilerinin toplam kredilere oranını %16 olarak rekor düzeyde açıkladı. Kuruluş bu konudaki “kırmızı çizgiyi” %2 olarak belirliyor. Banka bu oranın BBVA “muhasebe kurallarına göre ihtiyatlı ve muhafazakar yaklaştığı” için yüksek olduğunu söyleyerek kendini savundu. Ancak herhalde tedbir ve koruma duygusu, muhasebesi yapılamayan işçi sağlığı ve güvenliği için geçerli olamıyor.

Oysa Ahmet yaşasaydı banka yönetiminin karşı karşıya olduğu ekonomik stresle başedebilmesi için geri ödenmeme riski yüksek bile olsa daha çok kredi satmaya çalışacak, daha çok stres yaşayacaktı. Stresli çalışma ortamı, aşırı çalışma ve psikolojik baskı kalp krizi, beyin kanaması ve inme gibi sağlık risklerini artırıyor. Geçen yıl Ekim ayında Yapı Kredi çalışanı 43 yaşındaki Nadide Kısa beyin kanaması sonucu hayatını kaybettiğinde maruz kaldığı mobbing ve aşırı çalışma gün yüzüne çıkmıştı. Geçtiğimiz Şubat ayında Karadeniz Teknik Üniversitesi çalışanı Tufan Gül evinde ölü bulunmuş ve ölümünün yoğun çalışma temposuna katlanabilmek için aldığı ilaçların yan etkilerinden kaynaklandığı tespit edilmişti.

İşyeri intiharları ve strese bağlı olduğu düşünülen sağlık kayıpları kader değil toplumsal sorunlardır. Plaza Eylem Platformu olarak işverenlerin kendi aralarındaki çatışmalara “ekonomi” adını vermelerini, çalışma koşullarının haklar yerine doğa olayı gibi gösterdikleri “ekonomiye” göre belirlenmesini, insanlığa aykırı çalışma koşullarını reddediyoruz. İnsanlık dışı hiçbir uygulama bireysel sözleşmelerle dayatılamaz. Kalp krizlerinin çalışanlar arasında huzursuzluk yaratması kuruntu değil yapısal bir hastalığın semptomudur. İşyerinde stres kaynaklı sağlık kayıpları gerçeklik olduğu sürece hiçbir “kalp krizini” ecel fermanı olarak görmeyecek ve işverenleri kendi çalışanlarının mutsuzluğundan sorumlu tutacağız.

Ahmet’in hikayesi onu kaybetmemizle bitmedi. Bizler Levent’iz, Nadide’yiz, Tufan’ız, Ahmet’iz… Her gün ölüyoruz. Kalp çarpıntılarımız, kaygılarımız, arzularımız ve utançlarımız, efendilerin şerefsiz ekmeğine maya oluyor. Ama maya çalınmakla tükenmez, sizi ihya eden bize hayli hayli yeter. Bizden çaldığınız yaşam enerjimizden artanlarla sizi boğana kadar kabaracak bir hamurun mayasını tutacağız.

Plaza Eylem Platformu

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s