İstanbul’u Geride Bırakmak: Daha sade, az tüketen ve az kirleten bir yaşam

yoncaev

2001 yılından beri bir üniversitede akademisyen olarak çalışan Yonca Demir, ailece aldıkları kıra gitme kararını, orada karşılaştıklarını, kırda nasıl yaşadıklarını anlatıyor.

  • Kentten kıra gitmeye nasıl karar verdiniz?

Bizim kıra gitme teşebbüsümüz on yıl kadar önce başladı. Düşünmeye başlamamız belki daha da önce. Neleri sevdiğimizle alakalı, ne yaparak mutlu olduğumuzla, doğada olmayı sevmekle, kendi sebzemizin birazını, becerebildiğimiz kadarını yetiştirmek istemekle… Şehrin temposunda mutlu olmamakla, bu tempodan ve orada yaptığı işlerden mutlu olmayan bir-iki aile ferdi olmasıyla. Eşim de, ben de Buğday Derneği üyesiyiz, organik tarım konularına ilgiliyiz. Bunlarla da ilgili olabilir. Biraz da yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan hikâyesine benziyor.

  • Gitme kararınızdan sonra süreç nasıl işledi, neler yaşadınız?

Biz dört kişilik bir aileyiz. Büyük kızımız (19) doğada olmayı sevmekle birlikte şehrin enerjisini, arkadaşlarını bırakmak istemiyordu, eğitimi de sanat alanında; dolayısıyla zaten gelmeyecekti. Eşim şehirde olmaktan çok çok rahatsızdı ve uzun zamandır köye gitmek istiyordu. Zaten şehirde yaşarken en sık köye giden kişi de o olmuştur. Küçük kızım (15) da insanlardan çok hayvanları seven, okuldaki vıyk-vıyk muhabbeti de hiç sevmeyen bir insan. O da şehirden bir an evvel gitmek istiyordu. Ben hem şehrin enerjisini seven ve yaptığım işten çok şikâyetçi olmayan hem de doğada olmayı seven, ailedeki herkese hak veren bir konumdaydım. Büyük kızımızı üniversiteye yerleştirdikten sonra taşınabiliriz diye düşünüyorduk, küçüğün lise işlerinin nasıl olacağı henüz kafamızda şekillenmemişti.

Tam hangi noktada kesin karar verildi, bu çok belli değil ama süreç işliyordu. Belki 2004-2005 gibi başlamıştı. Arazi bakma amacıyla 2009’un başında yola çıktık; Seferihisar, Karaburun ve Bayramiç’te gezdik. 2009 Ağustos’ta Bayramiç’in bir köyünde bir elma bahçesi aldık. Bayramiç’te bir arkadaşımız vardı, Cem Birder, bilgisayar mühendisliğini bırakmış, organik elma ve organik kiraz yetiştirmeye başlamıştı, bir yandan da mesleki bilgisini kullanıp toprakana.com.tr sitesini kurmuş, üreticiler ve tüketiciler için bir alışveriş ortamı hazırlamıştı. Araziyi almadan önce evinde kaldık ve “köye göçme, çocukların okulu ne olacak” konularını bolca tartıştık. Cem’in misafirperverliği bizim için ilk aşamalarda kolaylaştırıcı olmuş, bölge seçimimizi etkilemişti.

Aldığımız elma bahçesine baktık, daha doğrusu bakmaya çalıştık, tatillerde giderek, bazen köyden birisine rica ederek, insan çalıştırarak… Burada bir parantez açayım: Elmalığı bize satan kişi bu bahçeye pek bakamadığını, ilaç atmadığını söylemişti. İlk sene 15 kasa elma hasat ettik. Biz sadece hayvan gübresi attık ama budama, sulama gibi şeyleri yaptık. İkinci sene sadece 5 kasa, sonraki yıllarda ise 1-2 sepet oldu hasat. Meğer bize satan ilaç konusunda yalan söylemiş. Ardından Köyden bir ev aldık ve onardık. Daha uzun süreler köyde kalmaya başladık, yine de deniz tatili yapmaktan vazgeçmek istemeyen bir fraksiyon vardı ailede. Sonra köy içi yaşamı çok da sevmediğimizi anlayıp, köy evini ve elma bahçesini sattık, köy dışında bir arazi aldık. Köy içinde yaşamak daha güvenli hissettirmekle, elektrik ve suya kolay erişimi olmakla birlikte, köylülerle sosyalleşme zorunluluğu benim ve kızların çok sevdiği bir şey değildi. Eşim bu durumdan o kadar da rahatsız değildi aslında.

Bu arada bir atımız da olmuştu, İstanbul’da bir kulüpte kalıyordu, küçük kızımız okuldan sonra onunla ilgileniyordu. Küçük kızımız 9. sınıfı İstanbul’da Beşiktaş Anadolu Lisesi’nde okudu. İyi bir okulda ve makul arkadaşları olmasına rağmen kırda ve hayvanlarla yaşamak konusundaki fikirleri değişmemişti. Sonuçta 2018’in Mayıs ayında Bayramiç’in bir köyünde ev kiraladık, köy arazimize 5 kilometre uzaklıktaydı. Ağustos ayında büyük kızımızın üniversite yerleşimi belli oldu, Eylül ortasında ben istifa ettim, evi topladık ve 21 Eylül günü yola çıktık. Ben iki sene önce emekli olmuş, o şekilde çalışıyordum; eşim 2 yıl yaş bekleyecek ama uzaktan ve ayda çok az zaman harcayarak ve çok az para kazanarak yapacağı belli bir miktar iş var. 10. sınıfa geçmiş olan küçük kızımızı açık liseye yazdırdık. Ben bu yazıyı yazarken o da ikinci dönemin sınavlarına hazırlanıyor, hayvanlardan vakit buldukça.

  • Beklentileriniz ve yaşadıklarınız arasında farklar var mıydı? Varsa neler?

Uzun zamandır bölgeye gidip geliyorduk, köyde yaşamıştık, dolayısıyla beklentilerimiz bayağı gerçeğe yakındı sanırım. İstanbul’un sevdiğim karmaşasından sonra sıkılacağımı düşünüyordum ama öyle olmadı, sürekli yapacak şey var, öyle ki günler yetmiyor. Burada çok mutlu oldum. Bize farklı zamanlarda yanaşan üç köpeği sahiplendik, her gün zamanımızın bir kısmı onlarla birlikte yürüyüş yapmakla, onlarla koşmakla ve onlara yemek pişirmekle geçiyor. İstanbul’dan bizimle gelmiş olan üç kedimize de yemek yapıyoruz. Soba yakmak zaman alıyor; tutuşturmak ve sönmemesini sağlamak. Soğuk suda bulaşık yıkamak zor ama bunu biliyordum. Bitirmiş olduğum bir bilimsel çalışmam var, bu çalışma hakkında birçok yazı yazmam ve konuşma yapmam isteniyor, bunlar vaktimi verdiğim şeyler. Şehirdekine oranla ailece çok daha fazla birlikte oluyoruz, büyük kızımızı saymazsak tabii. Bu güzel birbirimizi daha iyi tanımak açısından ama bazen sürtüşmelere sebep oluyor. Köyün içinde internet ve telefon hemen hemen hiç çekmiyor, bunu beklememiştik çünkü arazimizde çekiyordu. İnternet kullanmak ve bilgisayarda çalışmak için kasabaya inmemiz gerekiyor. Bayramiç Halk Eğitimin güzel bir kütüphanesi var, burada çalışabiliyoruz. Öğretmenevi ve çeşitli pastaneler var. Ciddi sosyal bir ortam var. Gide gele köyde yaşayan insanları bir miktar tanımıştık, örneğin inşaat ustaları, marangozlar çok az sayıdalar ve sadece bağ bahçe işlerinden vakit bulunca çalışıyorlar; çimento, beton ve tuğla kullanmayı tercih ediyor ve kerpiç gibi daha geleneksel yöntemlere pek yanaşmıyorlar. Bu huylarını zaten köy evinin tadilatı sırasında iyice öğrenmiştik, yani bir beklentimiz yoktu.

  • İstanbul’da yaşayanlar için, örneğin “kar geliyor” diye bir TV haberinde bile şehir söylenmediğinde akla ilk olarak İstanbul gelir. Kıra yerleştikten sonra İstanbul’la ilgili algınız nasıl değişti?

İstanbul geçmişimizde kaldı. Oraya sık sık gitmem gerekiyor açıkçası ama artık orada bir misafir gibi hissediyorum ve mesela trafikte bile sinirlenmiyorum.

  • Yaşadığınız yerin dışında bulunduğunuzda, iyi tanıdığınız bir yere ve uzun süreli bile gitmiş olsanız kendinizi misafirlikte hissedersiniz, “yuvanız” yine yaşadığınız yerdir. Siz gittiğiniz yere yerleşebildiniz mi? Kıra gitmenin bu konuda avantajları veya dezavantajları var mı?

Ben hâlâ rüyalarımda 3 ile 20 yaşım arasını geçirdiğim evimde bulurum kendimi, evim deyince, oradaki ranzamda kitap okumayı, radyo tiyatrosu dinleyerek uyumayı, o mahalleyi hatırlarım. Ama -ve bu büyük bir ama- bu “yuvam” kısmını Bayramiç’te hissettim, özellikle oradan İstanbul’a gelmek üzere yolculuk başlarında. Bunu arabada ailece de konuştuk ve hepimiz benzer hisler içindeydik. Eskiden Bayramiç’ten ayrılır ve eve dönerdik, içimizi bir sıkıntı kaplardı, belki tatilin bitmiş ve işin başlayacak olması da rol oynardı burada, bilmiyorum, ama şimdi Bayramiç’ten ayrılırken, asıl evimizin orası olduğunun bilgisi var içimizde ve büyük bir iç rahatlığı.

Herhangi bir kır değil bizim için. Buraya yerleşmeden önce çok gittik geldik, birçok arkadaş edindik. Kocaman bir topluluk var kentten kıra göçmüş, farklı yaşlarda ve becerilerde insanlar, farklı şekilde geçimlerini sağlıyorlar. Dezavantajı ne olabilir diye düşünüyorum. Mesela kasabalılar ve köylüler politik olarak çok uyumlu olabileceğim insanlar değil çoğunlukla ama nerede böyle uyumlu olduğum insanlar var ki?

  • Bir beyaz yakalı açısından yurt dışına gitmek ile kıra gitmek arasında nasıl farklar olabilir?

Yurt dışına gitmek ve kıra gitmek çok farklı kararlar. Ha bir de yurt dışında kıra gidilebilir. İki arkadaşımla Uruguay’a bir keşif gezsi yaptım 2016 sonunda. Orada da hem çocuk okutulabilir, hem Montevideo gibi bir şehrin kültürel yaşamının keyfi çıkarılabilir hem de kırsalda bir şeyler yapılır ama elbette dil bilmek ve maddi güç gerek. Ucuz bir ülke değil kesinlikle. Yurt dışında bir kente çalışmaya gidilebilir. Bu da bir seçenek, genç insanlar için daha çok.

Ben yurt dışında kendimi anlamsız hissediyorum. Bir de hava hep soğuk ve nemli ve ben de yalnızmışım gibi geliyor. Çok şahsi duygular bunlar. Doktora sırasında ve sonrasında olmak üzere toplam 8 yıl Amerika’da yaşadım. Ülke gezmeyi pek seven bir insan değilim, nedendir bilmem. Kendi hayatımın olduğu yerde yaşamak istiyorum. Yurt dışına yerleşmeye gidilecekse mümkünse bir grup arkadaşla gidilmeli gibi geliyor bana, bu belki kırsal için de geçerli ve Bayramiç’te benim için o arkadaş grubu var.

Bir beyaz yakalının kırsal becerilerinin daha az gelişmiş olduğu genellemesini yaparsak belki bir Batı ülkesinin bir şehrinde iş bulup orada bir yaşam kurabilir tabii.

  • Ne olsa kıra gitmeyi tercih etmezdiniz?

İstanbul’un nüfusu 10 milyonu aşmamış olsaydı, yeşil alanları bol olsaydı, her tarafı inşaatla dolmamış olsaydı, kentin yakın çevresinde sebze meyve yetiştirebileceğimiz bahçeler olsaydı, trafiksiz bir şekilde hızla ulaşabilseydik bahçelere ve diğer her yere, eğitim-sağlık kurumları makul olsalardı, iş yaşamı aşağılayıcı ve kahredici olmasaydı kıra gitmezdik herhalde.

  • Kırdaki varlığınızın burada iyi veya kötü neleri değiştirdiğini veya değiştirebileceğini düşünüyorsunuz?

Birkaç sene içinde kendi ihtiyacımız olan sebze-meyvenin büyük bir kısmını yetiştirebilmeyi, hatta fazlasını yetiştirip şehirdeki eşe dosta yollayabilmeyi istiyoruz. Daha sade, daha az tüketen ve daha az kirleten bir yaşam süreceğimizi, bunların kıra faydası olacağını düşünüyorum. Köyde bazı çocuklarla matematik çalışabileceğimi, bu şekilde onların eğitimine katkıda bulunmayı umuyorum. Kıra göçmeyi düşünenlere örnek olmak, buradaki sosyal hayatı zenginleştirip çekici kılmak gibi bir katkımız olabilir. 15 yaşında bir çocuğu açık liseye almak gibi okumuş insanlar için çok radikal bir davranışımız oldu. Bu çocuğun gelecekte ne yapacağına bağlı olarak iyi mi kötü mü olacak etkisi, bakacağız. Daha sağlıklı bir birey olacağını tahmin ediyorum. Kötü etki olarak, bir arazi alarak Bayramiç’teki arazi fiyatlarının yükselmesine katkıda bulunmuşuzdur mutlaka.

  • Bıraktığınız yerdeki yokluğunuzun ne gibi sonuçları olduğunu veya olabileceğini düşünüyorsunuz?

Şahsi sonuçları var, bir de toplumsal ve mesleki.

Öncelikle annem orada kaldı ve sağlığı da pek iyi değil. Şimdilik kardeşim ilgileniyor. Büyük kızımdan uzağız. Büyük olmasına rağmen hâlâ bize ihtiyacı olduğu durumlar oluyor.

2001’den beri bir üniversitede hoca olarak çalışıyordum. Mesleki olarak işimi çok verimli yaptığım bir noktaya ulaşmıştım. Bu da, ders vermenin yanında araştırmaya daha çok zaman ayırabildiğim, farklı disiplinlerden insanlarla birlikte çalışabildiğim anlamına geliyordu. Nadir de olsa beni anlayan öğrencilerim oluyordu. Birlikte ders yapmak zevkliydi. Böyle bir dönemde uzaklaşmış oldum meslek hayatından. Muhalif seslerin ve hatta işini iyi yapanların, belli bir iş ahlakı olanların yabancılaştırıldığı, üniversiteden uzaklaştırıldığı bir dönemde ayrılmış oldum. Kurum beni doğrudan uzaklaştırmadı belki ama uzaklaşmak istememe sebep oldu. Ya da orada kalma isteğimi gitgide azalttı. Her giden, geride kalan muhalif öğrenciler ve meslektaşlar için bir kayıp sonuçta.

  • Ziyaretçileriniz oluyor mu? Arkadaşlarınız gelip gidiyor mu?

Henüz fazla bir ziyaretçimiz olmadı. Sadece bir arkadaşımız ailesiyle iki gün için Bayramiç’e geldi, çevrede birlikte gezdik; bizimle soba, köpek maceralarımızı paylaştı.

Beyaz yakalının kıra göçüne dair röportaj dizimize devam ediyoruz. İlk röportajımızı buradan okuyabilirsiniz.



Bir cevap yazın