“Kendinize saldırmanızı sağlıyorlar”

DKGPOxbV4AAZLAN

Yapı Kredi Bankası eski çalışanı H.Ü. anlatıyor

“Acılar paylaşıldıkça azalır” derler. Çalışma acısı söz konusu olduğunda bu ifade kesinlikle doğru. Hatta paylaşmadıkça büyüdüğünü de söyleyelim. Çalışma hayatımız, hedeflerle yönetme (MBO – Management by Objectives), performans yönetimi gibi tekniklerle günlük hayatımızı taciz etmeye başladığından beri her gün yara alıyoruz. Hastalıklar hastalıkları tetikliyor, bedenimiz de ruhumuz da sakatlanıyor. Çalışmanın yarattığı acı, tek kişilik değil, tek kişinin kaldırabileceğinden de çok ağır. Çalışmaktan kaynaklanan tahribata karşı toplumdan, kamudan ve işletmelerden haklarımızı istemek ve yeni kayıplara karşı yeni haklar iddia etmek için paylaşmamız, birbirimizi bulmamız gerekiyor. Ama sadece bu yeterli olmayacak: Çalışma acısının hepimizi yaraladığını görmek ve göstermek de gerekiyor.

Arkadaşımız H.Ü.’nün Yapı Kredi Bankası’nda maruz kaldığı mobbing basına da yansıdı. Her şey H.Ü.’nün işyerinde tutunma vaadi ve tehdidiyle tedavilerini geciktirmeye itilmesi ile başlamış, çalışma koşulları gittikçe kötüleşmiş. Taleplerine daha ağır mobbingle karşılık verilmiş. Yaşadıklarını ve hissettiklerini bir de bize anlatmasını istedik. Söyleşimizde mobbingin çok net bir tarifini bulacaksınız: “Sizin kendinize saldırmanızı sağlıyorlar.” Şirkete ayırdığımız zamanın kendimize ayırdığımız zamana saldırıp onu yutmasını istiyorlar. Bedenimizin şirkete bahşettiğimiz yarısının kalan yarısını sakatlamasına gözlerini yumuyorlar. Kalbimizin ve beynimizin kendini korumak için koyduğu muhafazaları parçalıyorlar. Benliğimizde yaralar oluşturuyorlar. Hepimizin.

H.Ü., zor olanı başardı, aldığı yaraların ağırlığına rağmen mücadele etti. Yolu yarıladı, gücü yettikçe yola devam edecek. Ama bu yolda yürümek, hele ki yalnız yürümek zor. Ama destek olmak, muhafazalarımızı yeniden inşa etmek o kadar da zor değil: Bildiklerimizi, duyduklarımızı, hissettiklerimizi birbirimizle paylaşsak yeter. H.Ü.’nün ve diğer arkadaşlarımızın anlattıklarını paylaşmalıyız. Toplum olarak maruz kaldığımız çalışma acısının varlığını henüz içimizde büyümeden fark etmeliyiz. Bu acıyı hem kendi benliğimizde hem de iş arkadaşımızın ruhunda tanımayı öğrenmeliyiz. Yaşadığımız acının henüz önemsemediğimiz ipuçlarını bile arkadaşlarımıza anlatmalı, H.Ü.’nün anlattıklarından tüm çalışanlar için mücadele yöntemleri geliştirmeliyiz.

YÜZDE 42 ENGELLİ HALE GELDİM

Yaşadıklarınızı bir kez de bize anlatır mısınız?

Yapı Kredi Bankası’nda gerek uğradığım mobbing gerekse çalışma koşulları ve ortamı nedeniyle %42 engelli hale geldim. Durumu insan kaynakları bölümüne ve CEO’ya mail atarak anlattım. Önce hasta ettiler sonra da hastane masraflarımı ödemediler. Ödediğim farklar ise cabası. YKB’de SSK yok; sadece özel sigorta var ve o da bilindiği gibi limitli. Limit bittikten sonra da önce cebinizden ödüyorsunuz, sonra faturasını getiriyorsunuz. Bir dunya formaliteyle ve özel sigortaya gönderiyorsunuz, parayı geri almayı bekliyorsunuz. Yani cebinizde para yoksa tedavi olamıyorsunuz. Kredi kartlarım sürekli patladı ve kredi çekmek zorunda kaldım. Verdiği maaştan fazlasını hastaneye ödüyordum. Maddi ve manevi çöküş yaşadım. Artık yeşil reçeteli ilaçlar kullanmaya başlamıştım. Böyle devam etmesi mümkün değildi, sağlık durumuma uygun çalışma şartlarını sağlamalarını istiyordum.

Halıfleks Hasta Bina Sendromu'nun suçlularından biri.

Banka size bir çözüm önerdi mi?

Attığım maillerde her seferinde olumlu bir şey olacak umudu vererek dönüş yaptılar, ama olmadı. İnsan kaynakları önce yerimi değiştireceğini söyledi. Ama sonra organizasyon değişikliği başlığı altında önüme seçenek sundu. Aynı bölümde, şartları daha ağırlaştırılmış ve ters kariyer yaşayacak şekilde çağrı merkezine göndermeyi önerdiler. İnsan kaynakları bölümün sağlığıma uygun olduğu cevabını verdi, iş güvenliği uzmanı keyfi şekilde bu yönde rapor vermişti. Düşünün ki astım hastasısınız ve bin kişilik havasız kalabalık ve parfüm kokusunun yoğun olduğu bir yerde çalışmak zorundasınız. Yine düşünün ki nörolojik migrensiniz ve gürültünün ve ışıkların son derece rahatsız olduğu, telefonla görüşme yapacağınız bir ortamda çalışmak zorundasınız. Ve bütün bunları yaşarken de defalarca kez hastaneye ambulansla kaldırılmışsınız. Organizasyon değişikliğini kabul etmediğim gerekçesiyle işten atıldım.

HARAM ETTİKLERİ HAYATTAN HELALLİK İSTEDİLER

İşten çıkışınız nasıl oldu? Başka sorunlar yaşadınız mı?

Atılmadan bir gün öncesinden CEO’ya mail attım. Adaleti başka kapıda dahi arasam er ya da geç gelip haklılığımı kanıtlayacağımı söyledim. Bana zorla bir kağıt imzalatmak istediler, imzalamadım. Çıkışımla ilgili kendim dilekçe yazdım ve ruh ve beden sağlığımı bozdukları için çıkışımın verilmesini istedim. Eğer kabul ediyorsanız bu dilekçeyi, beni bununla çıkartın dedim. Kendileri başka bir şey hazırlayıp imzalatmak istediler ama imzalamadım. Ve çıkışımı verdiler. Yöneticilerim haram ettikleri hayattan bir de helallik istediler.

Sonra dava açtınız?

Büyükler der ya kol kırılır yen içinde, işte o misal adaleti hep içeride aramak istedim ama olmadı. Dava açtım. Dava sonuçlanınca da Faik Bey’in kapısını çalacaktım. Ancak benden sonra onu da çıkartmışlar. Bu süreçte annem çok üzüldü, perişan oldu; sapasağlam çocuğu artık engelliydi, yüreği kaldıramadı ve kansere yakalandı. Bir buçuk yıldır savaş veriyoruz. Pes etmedim hiçbir zaman.

Bir gün bir taksiye bindim ve kader bu ya, sohbet ederken taksicinin oğlunun Ali Koç’un yanında çalıştığını öğrendim. Öve öve bitiremedi Ali Koç’u. Sonra ona yaşadıklarımı anlattım. O da, “Ali Koç bunları bilseydi senin mağduriyetini mutlaka giderirdi,” dedi. “Git kapısını çal Koç Holding’in ve durumunu anlat.” Dediğini yaptım ama doğrudan kapısını, hani âdettendir, önce alttakinin kapısı çalınır diye holdingin CEO’su Levent Bey’in kapısını çaldım; kendisine mektup yazıp görüşme talep ettim. Mektubu yardımcısı Enis Bey almış, beni aradı, davet etti, derdimi dinledi. Geride kalan YKB çalışanı arkadaşlarım nasıl da mutlu oldular düzen değişecek diye! Bizi çağırdı diye kurtarıcı belledik onu.

Floresan ışıklar epilepsinin tetikleyicisi

“POLİTİKAMIZ BU”

Peki sonuç alabildiniz mi?

Saf insanlarız ya da bize yanıt veren herkesi çare sanıyoruz. Dört buçuk ay, dile kolay dört buçuk ay oyaladı beni. Sonunda “Size yapılan uygulamada hata yok, politikamız bu,” diye mail attı. Güler misin, ağlar mısın? Bu süreçte ben de iş görüşmelerine gidiyorum tabii. Arçelik çağırdı, insan kaynaklarıyla görüştüm ve YKB’de yaşadıklarımı açık açık anlattım. Sonuna kadar haklı olduğumu, Enis Bey’in bir şeyler yapacağını söylediler. Orada başka biri bana bu yaptıklarının suç olduğunu da söylemişti. Bunları söyleyenler Koç grubu çalışanları. Maalesef bana yapılanlar hep yanlarına kaldı. Enis Bey mahkeme her iki taraf için de hayırlı olsun demişti. Buradan sesleniyorum, gerçekten de çok hayırlı oldu, davayı bir yılın sonunda kazandım! Avukata bırakmadım; dilekçe ve savunmaları, ara kararları hep takip ettim. Karşı tarafın dilekçesi benim o ilk yazdığım ve kabul etmedikleri dilekçeyle ilgiliydi: “çıkışımı verin” cümlesini cımbızlayıp, “Zaten kendisi çıkmak istiyor,” diye savundular. Ama o dilekçeyi kabul etmek dilekçenin başındakileri de, yani ruh ve beden sağlığımın bozulduğunu da kabul etmek demekti. Çıkarken tüm yazışmaların çıktısını almıştım. Kanıtım çoktu ve adalet yerini buldu. Dava sürecince YKB’den çıkan herkes beni bulmaya başladı. Onlara destek oldum. Gazete Duvar yaşadıklarımı haberleştirdi.

Ve davayı kazandınız. Sonrası nasıl gelişti?

Davayı kazandım ama davam bitmedi. Kazanırsam haklılığımı kanıtlamak için YKB’nin kapısını çalmaya gidecektim. Fakat CEO yoktu, ben de Hakan Alp’in kapısını çalmaya karar verdim. Mail attım, on beş gün cevap gelmedi. Ali Koç’a mektup yazıp yolladım. Bir hafta sonra Hakan Bey’in asistanından cevap geldi, buluşmayı kabul etmişti. Kendisiyle görüştüm. İşe iademi, ödenmeyen ve alınan hastane masraflarımı talep ettim.

KAYBEDECEĞİNİZİ BİLE BİLE BENİ SÜRÜNDÜRMEYİN

Süreci uzatarak kaybettikleri dava için beni cezalandırmak istiyorlardı. Kaybedeceğinizi bile bile temyize gitmeyin, beni süründürmeyin dedim. “İşe alamam ama diğer taleplerin için inceleme yapacağım, olumlu ya da olumsuz geri döneceğim,” dedi. Çok umudum yok ama yapılması gerekenleri de yapmak istedim. Kaybedecek bir şeyim yoktu ve verdiğim ilk sözü de yerine getirmiş oldum.

Şimdilik bir kazanımım olduğunu da düşünmüyorum. Hâkimin verdiği işe iade kararı var. Yapı Kredi haksız olduğunu bile bile karara itiraz etti. Sonrasında da mobbing davası ve engelli olmama neden oldukları başka bir dava daha açacağım. Elim güçlenmiş oldu. Bunların hepsi bir yana, adaletsizliğin karşısında susmamanın verdiği rahatlıkla acılarım da biraz olsun dindi.

Bundan sonraki adımlarımı bana verecekleri cevap belirleyecek. Ama derseniz ki hedefiniz ne, Ali Koç’a ulaşıp artık bu defteri kapatmak ve adaletin sağlanmasını istiyorum.

KENDİNİZE ACIMAYIN

Çalışanlara önerileriniz  neler olur?

Hakkınızdan vazgeçmeyin. Kendinize acımayın. Önce içeridekilerle çözmeye çalışın ki ben elimden geleni yaptım diyebilirim. Hiçbir şey olmuyorsa aynı şeyleri yaşayan insanlarla, örgütlenmelerle, medyayla ve hukukla ilerleyin. Ne olursa olsun asla vazgeçmeyin.

Çalışırken mobbinge uğruyorsanız ya da bir haksızlıkla karşılaşıyorsanız, devletin kurumları size destek oluyor. Mobbing şikâyet hatlarına, CİMER’e mutlaka yazın. Tabii önce kurumun yetkililerine mail atın ve attığınız maillerin çıktısını, hiç olmadı ekran görüntüsünü mutlaka alın. Red cevabı alırsanız resmi kurumlara, hukuk yoluna gidin. Kimse korkmasın, korku en büyük yenilgidir.

Siz siz olun kimsenin sizin hayatınızı çalmasına izin vermeyin. Hayır demesini öğrenin, haksızlık karşısında susmayın ve mutlaka psikolojik destek alın. Bu süreçte sizi kendinizden alıyorlar ve istemdışı duygularınıza hükmediyorlar. Kendinizi suçlar hale geliyorsunuz. Sizin kendinize saldırmanızı sağlıyorlar. Bu durumdan ancak destekle kurtulabilirsiniz.

Hacı Bişkin tarafından kaleme alınan ve Gazete Duvar’da yayınlanan röportaj ve haber:

Sağlam girdiği bankadan yüzde 42 engelli çıktı

Yapı Kredi Bankası çalışanından Ali Koç’a mektup: Beni bir dinleyin

1 Yorum

  • Celal KARGILI

    merhaba
    Bankacılık sektöründe 10.yılımı doldurdum ,son 2 yıldır ingbank akdeniz bölgesi seyhan şb kobi plus segmentde yönetmen olarak calışıyordum. Bankaya başladıgım gunden itibaren ikili ilişkiler, kulisler, dedikodular ve ne oldugu belirsiz iş odagımızı negatif etkileyen konularla karşı karşıya kaldım. 1 yıl 10 ay içersinde 3 müdür 2 farklı şube yaklaşık 25 farklı arkadaşla calıştım. Yönetimsel hiyerarşiden gelen öglene kadar yapılması gereken , ögleden sonra 3 e kadar yapılması gerek ve akşam 7 kadar yapılması gereken işleri,hatta hafta sonu gelinip yapılması gereken işleri maıl, whatsup, banka içi iletişim araçlarında yogun baskı ile karşılarken aynı anda bankacılık ürünlerinin tam saha presle satışı için baskı yemeye başladık.( yapabilmek için ilahi bir gücünüz olması gerekir) . Bu insanlık dışı baskı ve calışma şartlarına mesai dışında tahsis müdürünün sizi arayarak ( haftasonu) dosya konuşmasınıda ekleyebilirsiniz . Şube içi whatsup grupları, müşteri ile kurulan whatsup grupları, bölge müdürü ile kurulan whatsup grupları, sanırım 10 adet iş ile ilgili hiç durmadan cevap vermeniz gereken bir whatsup grup manzumesi. Tüm dunyanızı cevreleyen ve size sosyal hayat hakkı tanımayan bu sistem beni 5 aydır antidepresan almaya kadar götürdü. Doktor tavsiyesi üzerine yeşil reçeteli ilaçlar içmeye başladım. Yöneticim tarafından da ocak ayı ortasında norm daraldıgından dolayı kendime iş bulmam söylendi , bunun için yıllık izin kullanarak şehir dışına iş görüşmesine gittim ve 2 gunde hem yıllık iznimden harcamış oldum hem otel/yol/yemek 1500 tl harcamam oldu. İş görüşmesinin dönüş yolundayken whatsupdan işimle ilgili tehlikenin ortadan kalktıgı var gücümle işime sarılmam gerektigi yazıldı. ( bir norm kendi istegiyle farklı departmana geçmişti)kedinin fareyle oynadıgı gibi oynanırken tüm iş disiplinim ve bir önceki kurumumdan aldıgım iş ahlakı ile profesyonel olarak işimi yapmaya gayret ettim. Hiçbir müşterim veya mesai arkadaşım bugune kadar negatif bir dönüş almanış bir personel olarak Gördügğm tedaviye ragmen şube ve yaptıgım iş artık bana zul gelmeye başladı , yöneticimle görüşerek durumumu izah ettim ve haklarımı talep ederek işten ayrılacagımı aksi durumda saglık problemlerimin artacagını belirtdim( 2 hafta önce zaten göZden cıkarılmış ve hakları ile gönderilecek bir personel olarak) . Görüşmeler üzerine bunun mümkün olmadıgını tek taraflı istifa etmem gerektigi söylendi.Artık iç huzurum kalmamıştı ve aileme yansıyan bir psikolojik durumdan kurtulmak için istifa ettim. Haklarımı yasal yollarla almaya calışacagım, bu şekilde sömürülüp bir kenara atılan tum meslektaşlarım adına kanun cercevesinde davam devam edecektir.saygılarımla

Celal KARGILI için bir cevap yazın Cevabı iptal et