Kıra Gitmek: Başka İlişkilerin Peşine Düşmek

"Zor olmadığını söyleyemem ama şehirde ayakta durmaya çalışmaktan daha kolay ve her şeyden önce daha keyifli bir süreçti. Ellerimizi, ayaklarımızı tanıdık. Sadece beyinden ibaret olmadığımızı anladık."
9-ay-yaşadığımız-10-m2.-kulübe-1

Geçtiğimiz Şubat ayında kıra göçen beyaz yakalılarla üçüncü göç etkinliğimizi gerçekleştirmiştik. Zamanımız kısıtlı, kırda da internet yavaş olduğu için sormak istediğimiz soruları yöneltememiştik. Biz de kırda yaşayan arkadaşlarımıza merak ettiklerimizi, kırda yaşamın onlar için ne anlama geldiğini, büyük kentlerden kıra göçmenin onlar için ne ifade ettiğini sormaya karar verdik.

Her hafta birini yayınlayacağımız söyleşilerin ilkini kendine Silifke yakınlarında bir hayat kuran ve Kırağı dergisinden YazıYaban bloğunun da yazarı Esra Güven’le yapıyoruz.

Esra’nın kıra göç hikâyesini aşağıda okuyabilirsiniz.









  • Kentten kıra gitmeye nasıl karar verdiniz?

Yaklaşık 3-4 yıldır kentten kıra göçmüş bir arkadaşımızı ziyarete gidiyorduk yazları. Her gittiğimizde kalbimizde yaşayan kuş canlanıyor, kanat çırpmaya başlıyordu. Tek bir biçimde, o biçimin içine sığmaya, o biçime uymaya çalışarak yaşamak zorunda olmadığımıza dair bir his kaplıyordu içimizi. İnsan kendi evini yapabilirdi, kendi yiyeceğini ekebilirdi, kendi tuvalet çukurunu kazabilir, sandalyesini, masasını yapabilir, sofrasını büyük saatlere uymadan kurabilirdi. İlk önce bir imkândı sade. Sonra bir isteğe, ardından soruya dönüştü. Biz yapabilir miydik? Elbette hayır. Çok paran olması gerekiyordu bunun için. Para kazanmaya devam etmeli ve biriktirmeliydik. Derken işten atıldım. Saniyeler içinde 13 sene süren İstanbul macerasında birikmeyen paranın tekrar işe girmemle birikmeyeceğine ikna oldum. Hem işten atılmanın getirdiği -ilk defa oluyordu- güvensizlik, hem 38 yaşına gelmiş olmanın ve yaptığım işle ilgili birçok kapının çok zorlayınca, çok istekli, hevesli, iman etmiş olmadıkça artık açılmayacağını bilmenin getirdiği yükle karar almak zor olmadı.

  • Gitme kararınızdan sonra süreç nasıl işledi, neler yaşadınız?

İlk önce kiralık bir ev tuttuk. Kiralar inanılmaz ucuzdu, yaşamak da öyle. Neler yapabilirizi anlamaya, öğrenmeye çalıştık. Şehirden uzakta ayakta kalabilir miydik? Şehri terk etmek o güne kadar biriktirdiğiniz ilişkileri de arkanızda bırakmak anlamına geliyor. Maddi ve manevi anlamda bizi ayakta tutan, besleyen ilişkilerdi bunlar. Zor olmadığını söyleyemem ama şehirde ayakta durmaya çalışmaktan daha kolay ve her şeyden önce daha keyifli bir süreçti. Ellerimizi, ayaklarımızı tanıdık. Sadece beyinden ibaret olmadığımızı anladık. Ve tüm sorunlar bir şekilde çözüldü, en artık buraya kadarmış dediğimiz anda bile hayat aktı, gitti.

  • Beklentileriniz ve yaşadıklarınız arasında farklar var mıydı? Varsa neler?

Beklemeden gitmiştik. Beklemiş olsaydık bu kadarına hayalgücüm yetmezdi.

  • İstanbul’da yaşayanlar için, örneğin “kar geliyor” diye bir TV haberinde bile şehir söylenmediğinde akla ilk olarak İstanbul gelir. Kıra yerleştikten sonra İstanbul’la ilgili algınız nasıl değişti?

İlk birkaç sene İstanbul’la bağımızı koparamadık. Hâlâ İstanbul’un gündemi bizim de gündemimizdi. Yaşadığımız yerle ilişki kurdukça İstanbul yerine başka şehirler başka mekânlar yerleşti.

  • Yaşadığınız yerin dışında bulunduğunuzda, iyi tanıdığınız bir yere ve uzun süreli bile gitmiş olsanız kendinizi misafirlikte hissedersiniz, “yuvanız” yine yaşadığınız yerdir. Siz gittiğiniz yere yerleşebildiniz mi? Kıra gitmenin bu konuda avantajları veya dezavantajları var mı?

İstanbul dışında da yaşamış olmanın avantajıyla bu duyguya hiç kapılmadık. Açıkçası kendimi sadece misafirliğe gittiysem böyle hissederim. Yerleşmek niyetiyle gittiğim bir yerle ilk önce hafızam değil ellerim ilişki kuruyor. Bu ilişki derinleştikçe de orası yuvam oluveriyor.

  • Bir beyaz yakalı açısından yurt dışına gitmek ile kıra gitmek arasında nasıl farklar olabilir?

Mekânlar ve mekânların örgütlenişi, içlerinde size tanınan hareket olanakları, iş, para algısı çok değişmiyor diye düşünüyorum. Kıra gitmek ve elbette giderken bu yüklerle de bir miktar hesaplaşmış olmak başka ilişkilerin peşine düşmek demek. Toprakla, bir yemişle, mantarla, ağaçla, kuşla cümle hayvanla, bütün bunların birbiri içinde devindiği ortamla, yabanın insanıyla, hayatın başka türlü akabilirlikleriyle… Buradan dünyanın ışıkları çok farklı görünüyor.

  • Ne olsa kıra gitmeyi tercih etmezdiniz?

Ne olsa giderdim. İyi ki buradayım. Benim için şehir, “çalış ve öl” demekti. Çalışmaktan kasıt “mesai”. Yoksa burada da çalışıyorum. Hiç kimseye, “Orada da yapılacak çok şey var, şehir de güzel,” diyemem. Bu mesaiye mecbur edilmemiş, mecbur kalmamış kimselerin de, tarif etmeye çalıştığım duyguyu anlayabileceğini sanmıyorum. Elbette yaşamanın başka yollarını bulmuş insanlar olabilir. Benim bulduğum yol ucunda ufacık bir peynir serabı görünen bir kapandı.

  • Kırdaki varlığınızın burada iyi veya kötü neleri değiştirdiğini veya değiştirebileceğini düşünüyorsunuz?

Kırdan akan bir birikim var şehre. Düşünce olarak, gıda olarak, şifa olarak vb. Başka bir yaşamın kurulabileceğine dair somut pratikler içindeyiz. Bu iyi bir olanaktır. Buradan katılmaya çalışıyoruz hayata. Bizim gibi kırda yaşayanlarla bir dergi çıkarmaya giriştik: Kırağı. Burada kurduğum, kurabileceğim ilişkileri, burada akan hayatı anlatan bir blog oluşturdum: YazıYaban. Kötü olarak niteleyebileceğim bir şey gelmiyor aklıma.

  • Bıraktığınız yerdeki yokluğunuzun ne gibi sonuçları olduğunu veya olabileceğini düşünüyorsunuz?

Yokluğumun fark edildiğini düşünmüyorum. Elbette her bir insan önemli; doğmuş, doğmamış bir cevher ama o cevher sönüyor yaşam gailesi içinde. Yaşamıyordum ki, çoğunluk yaşamaya çalışmakla, yaşamanın nasıl bir şey olduğunu hayal etmekle geçiyordu. Oyalanıyordum, birlikte oyalanıyorduk. Hayata geçirilemeyen düşünceler mezarlığı gibiydi içim. Şimdi açılmayan çiçeklerim açıldı gibi geliyor. Bu da kurduğum tüm ilişkilere, sesime, sözüme yansıyor.

  • Ziyaretçileriniz oluyor mu? Arkadaşlarınız gelip gidiyor mu?

Evet. Fırsat buldukça, bir nefes almak istedikçe geliyorlar. Bu dağ başında ne yaptığımızı sormaya gelenler de oluyor. Bağlı olduğumuz merkezden yeni arkadaşlar da ediniyoruz. Mesela tütüncümüz. Bunun dışında internet bizim için yeni ilişkiler kurmak, bir araya gelişlerden haberdar olmak ve yapabileceklerimiz ölçüsünde bu biraradalıklara katkı sunmak için olanaklar yaratıyor.

  • Eklemek istediğiniz başka şeyler var mı?

Atanamayan öğretmenlerle başlayan ve KHK’larla devam eden bir dizi intihar çok ağır bir yüktü benim için. Bu satırları okuyacak herkese şunu demek istiyorum: Yolda en kötü ihtimalle başımıza ne gelebilir, ölmekten kötü? Yola çıkmalı, bir ağaç gölgesi bulmalı, bir dağa tırmanmalı, oradan bakmalı bu kapana. Yola çıkanı ağırlayacak o kadar fazla kapı var ki. O güzel gözlerin böyle bir çaresizlik içinde kapanmasından öte bir yokluk hissetmiyorum. Kötüye yorabileceğim tek şey bu. Acaba diyorum şehirden ayrılmasaydım, belki biriyle tanışır, “Gel beraber gidelim,” diyebilir miydim?

2 yorum

  • Ben, gel gidelim diyen birini bekliyorum.

  • Biz 50 yaşlarında karar aldık ve 1,5 yıl önce İstanbuldan Foça Kocamehmetler köyünde yaşamaya başladık. Bizim için farklı deneyimlerle dolu bir süreç. Bir gece bahçede fare gördüğümde uykum kaçtı, kara kara düşünmeye başladım. Ya eve girerse, uzak tutmak için ne yapmalıyım? Sonra sabah kendi kendime sen kim oluyorsun dedim. O farenin ataları bu toprakta yaşamış ve sen kendini akıllı sanan insan, buraya İstanbuldan gelip yerleştin diye toprağa sahip çıkma hakkını nereden buluyorsun? Birlikte yaşam hakkını kısıtlamadan yaşamayı öğrenmek çıkarttığım derslerden sadece biriydi.

Bir cevap yazın